Çiğdem Çalışkan

7/10
·416 syf.··
2025 6. kitabı
·
57 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2025 00:00
Ana - Maksim Gorki Bu kitabı ilk kez gördüğüm zamanı hiç unutmadım. Ortaokuldaydım; sanırım yedinci sınıftı. Bir arkadaşım sınıfta bu kitabı okuyordu ve coğrafya hocamız kitabı görür görmez sinirlenmişti. Ve ögrencisini azarlamıştı... Kitap okuduğu için ögrencinin azarlanması, hem de bir öğretmen tarafından bunun yapılması aradan geçen bunca yıla rağmen hala o çocuk yüreğimdeki ilk etkisini silemedi. "Bu kitap yasaklı!!!" Yıl 1996 ya da 1997 olmalı. Daha çocuk sayılırdım. Yasaklı kitap ne demekti bilmediğimiz, adeta camdan bir fanusta yaşadığımız dönemlerdi bizim için. 80'li yıllarda yasak olan Ana! 2025 Mart ayının 30'unda başladım ve bu gece bitirdim. Kitapla paralel zamanlardan geçiyoruz. O nedenle okuması biraz uzun sürdü benim için. Yıllar sonra, 13 yaşımdaki o şaşırmış halime bu gece bir kez daha sarıldım! "İnsan iyi bir şey beklediği zaman yaşıyor demektir, hiçbir şey beklemiyorsa eğer, yaşamak değildir o."
AnaMaksim Gorki · Evrensel Basım Yayın · 201634,4bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·277 syf.··
2025 2. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2025 00:00
Uzun zamandır beni derinden etkileyen bir kitap okumamıştım. Bu nedenle "Unufak" üzerinden yıllar geçse de unutulmayacak! Toplumsal ve bireysel travmaların titizlikle işlendiği bir eser olmuş. Benim de travmalarımın tetiklendiği bir dönemde olduğum için kitabın zamanlaması çok anlamlı oldu. Zor günümde desteğim kitaplar... Devranyanların Anadolu'nun bir şehrinde başlayan hikayeleri, Istanbul'da geçse de Almanya'ya ve Amerika'ya da uzanıyor. Göç ve toplumsal acı ne şekilde olursa olsun sonraki nesillere aktarılan bir genetik miras gibi, sadece bu durumu yaşayanların anlayabileceği bir gizli nişan gibi akıllarda ve yüreklerde kalıyor. Ben kitapta bambaşka hayatlar beklerken aslında aynılığımızı gördüm. İnsan olmanın hikayeleri benzerdi aslında. Rober Koptaş'ı Yesayan Salondaki yayınlarından tanıyordum. İyi ki o yayınları yapmış ve bu kitabı yazmış. Emeklerine sağlık Beni etkileyen çok fazla yer oldu ama içimin cız ettiği bölümü alıntılıyarak gönderiyi noktalıyorum. Okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyorum. "O gün babası, Kevork'u T`den bir saat uzaktaki Uluçınar istasyonunda trenden indirdi. Vagonun basamaklarından atlayıp istasyon șefliğine doğru yürüdüler. Oğlunu omzundan tutuyor, kaçmasından korkarcasına sıkıca bastırıyordu. Posbıyıklı istasyon gõrevlisine bir șeyler soyledi. Adam başıyla işaret etti, "Meydanda otomobiller var, git ama çok uzatma tren beş dakika bekleyecek," dedi. Kevork adamın cakalı üniformasındaki altın rengi düğmelerden birinin eksik olduğunu fark etti. Kendini düşüp kaybolmuş, yerine dikilmemiș bir düğme gibi hissetti." "Onu hiç öyle görmemiștim, bir daha da görmedim zaten, içindeki bütün can çekilmiş gibiydi. Benim hayatım işte o gün kaydı dedi. Bir düğme lafı etti. lstasyon görevlisinin düğmesi mi eksikmiş, ne. Bir düğme kadar değer
UnufakRober Koptaş · İletişim Yayınları · 2024127 okunma
9/10
·256 syf.··
2023 3. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2023 00:00
Hagop Mıntzuri 1897 ile 1940 yıllarını, çocukluğundan yetişkinliğine kadar geçen süreci Istanbul'u merkeze alarak resmetmiş adeta. Dönemin esnafı, kahvecisi, helvacısı ve ciğercisi karşınızda ve sizi adeta elinizden tutup cadde üzerinde gezdirircesine; tüm o devinimin içine katarak anlatıyor. Günümüzde artık etnografya müzesinde karşımıza çıkacak olan yöresel giyimi; milliyete göre renk seçimine, kumaş türünden, işlemelerine kadar ayrıntılı aktarıyor. En keskin gecişi de köyünden gelen Hagop'un tahsili için birden şehirli kıyafetlere bürünmesiydi. Sadece kıyafetleri değil dili de değişecektir Hagop'un; bazen de bile isteye şivesiyle konuşmaya devam edecektir. Istanbul... Bademcik ameliyatı için gelip, 25 dakika ile gemiyi kaçırıp sonra bir daha geri dönememek... Köyde hem öğretmen hem çiftçi, köylu Hagop; Istanbul'da yemci, fırıncı, yazıcı, kilise görevlisi Hagop, yaşamaya, yazmaya ve mücadeleye devam eder... Kitaptan kısacık alıntılar ile postu bitirirken, Hagop Mintzuri hissettim seni, hüznünü, acını ve çaresizliğini... "Adın ne?" diye sordular bir gün. "Ermeni'yim. Adım Agop," diye cevapladım. Benim âdetimdir, önce Ermeni olduğumu söylerim. Bilirim ki milliyetimi öğrenmek isterler. Ben konuşurken köyümün kelimelerini kullanıyordum. "He", "yoh" derdim. Veya, bizim Gencidere'nin, Sini- bize'nin, Kerege'nin köylüleri gibi "ecük", "bir pırtık." "Hayır oğlum," derlerdi. "Burası sizin dağlar değil. Ecük, bir pırtık ne? Burasi İstanbul'dur. Azıcık, bir parça de." Peki der ama gene unutur, bazen de onları kızdırmak için kendi sözcülerimi kullanırdım. "Voğıda'ya söyledim, akşam evde dedeme, anneme de söyledim. "Kalmayacağım, sadece iki günlüğüne gidip geleceğim," dedim. Gitmemi istemediler. Kim duyduysa aynı şeyi söyledi. Herkese, "Hayır gideceğim, yirmi yirmi beş güne
İstanbul AnılarıHagop Mıntzuri · Aras Yayıncılık · 201778 okunma