Sık sık düşünen bir kimse olmadığım için, ben farkında olmadan, içimde bir yığın ufacık başkalaşım birikir, sonra günün birinde gerçek bir devrim ortaya çıkar. Hayatıma tutarsız, çelişik bir görünüş veren de budur.
"Kitabımızda der ki, Allaha karşı gelmeyecek, ona şirk koşmayacaksın. Allah kim? Tövbe tövbe! Emirlerinden dışarı çıkılmaz bir büyüğümüz. Onun yeryüzündeki vekili kim? Hükümetimiz, Demirgıratımız. Hükumetin, Demirgıratın kasabadaki vekilleri kim? Kaymakamla Gödece Tevfik Efendimiz. Kaymakamla Tevfik Efendinin köydeki vekili kim? Muhtarımız. Muhtarımız kim? Ben. Öyleyse bana karşı koymak ne demektir? Söyle ne demektir?
Orman orman, diye başladı. "Mutlu orman, yüz bin ağaç bir aradasınız, bir yere kımıldayamaz, biribirinizden ayrılamazsınız. Gürleyince hep birlikte gürlersiniz, hep birden yaprak döker, hep birden kök salarsınız. Hep birden çiçek acar, hep birden donarsınız. Üstünüze hep bir yağmur yağar, hep bir gün açar. Hep bir kokarsınız burcu burcu. Yanınca hep bir yanarsınız. İşte ben size söylüyorum kimseciklere değil, insan olmadığınıza şükredin. Türkü söylemesini, yatmasını, kalkmasını, öpüşmeyi koklaşmayı, sevişmeyi bilmezsiniz amma, gene de şükredin."