Ormana gidecektim --sonsuza kadar kaybolarak dolaşabilirdim. Burada her şey daha sessizdi, orman birinin saklanabileceği büyük, derin bir sığınak gibiydi. Zihnimi sakinleştirmişti. Burada Rahatsızlıklarımın en belalısını saklamak zorunda değildim. Yani ağladığım gerçeğini. Burada gözyaşlarım akabilirdi, gözlerimi yıkayıp görmemi iyileştirirdi. Belki de kuru gözlü insanlardan daha iyi görebilmem bu yüzdendi.
Hep merak ederim, neden bazı insanlar hoşumuza gider de bazıları gitmez. Ve bu konuda bir Teorim var. Bedenlerimizin içgüdüsel olarak arzuladığı mükemmel bir şekilde uygun bir biçim bulunmakta. Diğerlerinde bu ideale uygun görünen özelliklerini seçiyoruz.
Bazı insanlara baktığında, insanın boğazı düğümlenir, heyecandan gözleri yaşarır. Bu insanlar sanki önceki masumiyetimizin güçlü hafızası onlarda duruyormuş, sanki onlar doğanın ucubeleriymiş de Düşüş tarafından tamamen hırpalanmamışlar gibi bir his uyandırırlar. Belki de onlar habercilerdir, köklerinden haberi olmayan bir prensi bulan uşaklar gibi, hani ona ülkesinde giydiği elbiseyi gösterip eve nasıl döneceğini hatırlatan.
Ben çok güzel bir çağda yetişmiştim, şimdi geçmişte kaldı ne yazık ki. O çağda, değişime hazır olmak ve devrimci önseziler yaratmak için bir yetenek vardı. Şimdilerde kimsenin yeni bir şeyler düşünmeye cesareti yok. Durmadan var olan düşünceler konuşuluyor, eski düşünceler yuvarlanıp duruyor. Gerçek yaşlandı ve bunadı; ne de olsa, her canlı organizma gibi kesinlikle aynı yasalara tâbi –yaşlanıyor.