“Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum!” dedi. "Bu eksik sana değil, bana ait... Bende inanmak noksanmış... Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana âşık olmadığımı zannediyormuşum... Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar... Ama şimdi inanıyorum... Sen beni inandırdın... Seni seviyorum... Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum... Seni istiyorum... İçimde müthiş bir arzu var... Bir iyi olsam!.. Ne zaman iyi olacağım acaba?...
İnsanları, kendi cinslerinden biri üzerinde kudret ve salahiyetlerini(yetkilerini) denemek kadar tatlı sarhoş eden ne vardır? Hele bunu yapmak fırsatı, birtakım ince hesaplar dolayısıyla, ancak muayyen (belirli) bazı kimselere karşı kendini gösterirse.
Hastanın yanından çıkıp holden geçerken, ortadaki büyük masanın etrafına dizilmiş gördüğüm iki delikanlı ile on beş, on altı yaşlarında bir genç kız, birbirlerine sokularak, benim arkamı dönmemi beklemeden fısıldaşıp gülmeye başlamışlardı. Gülünecek bir tarafım olmadığını biliyordum. Fakat bunlar da, o yaşlardaki her kof insan gibi, ilk rastladığının suratına gülmeyi bir nevi üstünlük alâmeti sayanlardandı. Küçük Nurten bile ablasına ve dayılarına uymak için çırpınıyordu. Sonradan bu eve her gidişimde ayni şeyi gördüm. Ben de henüz gençtim, yirmi beş yaşımı doldurmamıştım, fakat birtakım genç insanlarda gördüğüm bu garip itiyat: Tanımadıkları, ilk defa gördükleri bir insanı pek tuhaf bir şey telâkki etmek merakı, hayretimi uyandırıyordu. Raif Efendinin vaziyetinin de pek hoş olmadığını ve bu kalabalığın içinde onun fazla ve lüzumsuz bir şey gibi durduğunu farkediyordum.
"Ama bir anda oluşmadı ya bu atmosfer? İlk canlılar nasıl hayatta kaldı öyleyse?"
"Yaşam denizde ortaya çıktı, yani ilk karışım' dediğimiz sıvının içinde. Orada zararlı ışınlardan korunuyordu canlılar. Aradan çok zaman geçip denizdeki yaşam bir atmosfer oluşturduktan sonra ilk amfibiler sürüne sürüne karaya çıkmaya başladı. Ondan sonrasını da anlattık zaten. Biz burada, bir orman kulübesinde oturmuş, üç veya dört milyar yıllık bir süreçten bahsediyoruz. İşte tam da bizimle birlikte bu uzun süreç kendi bilincine varmış oluyor."