“Bana sanki vicdandan söz ediyormuşuz gibi gelmeye başladı. Çünkü vicdan herkeste bulunur ne de olsa.”
“Evet, Kant, ahlak yasasını anlatırken vicdanı betimlemiş olur. Vicdanın bize bildirdiğini anlatamayız, ama yine de biliriz.”
“Bazen başkalarına karşı çok iyi ve sevimli davranırım, çünkü işime öylesi gelir. Böylece beni severler mesela.”
“Ama eğer sırf sevilmek için iyi davranıyorsan, demek ki seni harekete geçiren ahlak yasası değildir. Ya da bu yasaya saygı duymuş olmazsın. Ahlak yasasına uygun davranıyor olman da belki iyi bir şeydir, ama ahlaksal denebilecek davranış kendi eğilimlerine karşı koyabilmeyi de gerektirir. Bir şeyi ödev saydığın için yapıyorsan, ancak o zaman ahlaksal davranıştan söz edebiliriz. Bu yüzden Kant’ın ahlakı genellikle bir ödev ahlakı olarak nitelendirilir.”
“Yardım kuruluşları için para toplamayı ödev sayabilirim mesela.”
“Evet. Ve asıl önemli olan, bunu doğru bulduğun için yapıyor olmandır. Topladığın para yolda kaybolsa ve yardım edilmesi gereken insanlara hiç ulaşmasa bile, sen ahlak yasasına uymuş oldun. Doğru bir anlayışla hareket ettin. Kant’a göre bir davranışı ahlakî açıdan doğru kabul etmek için, ona yol açan anlayışa bakmak gerekir, eylemin vardığı sonuçlara değil. Bu yüzden
Kant’ın ahlak görüşüne düşünüş ahlakı da denmektedir.”
Bak söylüyorum, gördüğümüz her şeyde tanrısal sırrın bir parçası saklıdır. Bir ayçiçeğinden ya da bir gelincikten parladığını görürüz onu. Ağaç dalından uçan bir kelebek —ya da akvaryumda yüzen bir balık— gördüğümüzde, bu derin sırra biraz daha yaklaşırız. Ama Tanrı'ya en çok yaklaştığımız yer, kendi ruhumuzdur. Ancak orada yaşamın büyük sırrıyla birleşebiliriz. Hatta nadiren de olsa, kendimizi bu tanrısal sırla aynı hissettiğimiz anlar vardır.
Thales'e göre her şeyin kökeni suydu. Bununla tam olarak ne kastettiğini bilmiyoruz. Belki de her türlü yaşamın suda oluştuğunu ve dağılıp giderken yine suya dönüştüğünü söylemek istemişti.