Zaman bana da bir nehir gibi geliyor. O nehirde yüzüyorum. Sular akıyor ama hangi damla arkamda, hangisi önümde; nehir mi daha hızlı hızlı akıyor, ben mi; su önüme mi geçiyor arkamda mı kalıyor anlayamıyorum. Gerçek olan tek şey sonsuz bir akış.
Kitaplığımı temizlerken kıyıda köşede bulduğum, ilkokuldan kalma en güzel kitabım olsa gerek. Görünce çok mutlu olmakla birlikte yıllar sonra okumak nasıl bir tat verecek dedim ve başladım okumaya :)
Her şey Alice'nin ablasıyla birlikte nehir kıyısında otururken önlerinden beyaz bir tavşan geçmesiyle başlamıştı. Ama bu tavşan normal bir tavşan değildi konuşuyordu. Ablası kitaba dalmışken Alice tavşanın peşinden koştu ve onunla birlikte bir deliğe atladı. İşte bütün macerası böyle başlamıştı. Bir sürü konuşan hayvanlar, iskambil kağıtlarından kral ve kraliçe, Alice'nin büyüyüp küçülmesine yardımcı olan iksirler, mantarlar..
Alice'nin o masal dünyasında bile bir türlü mutluluğu bulamaması.. Kah ağlaması, kah gülmesi kah bilmiş hayvanların iğneleyici lafları..
Her şeye rağmen Alice tekrar dünyaya geri dönebilecek mi merakı??
Çok ama çok eğlenceli bir masaldı. Yıllar sonra ağır edebiyat kitaplarından sıyrılıp çocuk klasiklerinden birini okumak bana çok iyi geldi. Genç yaşlı, çoluk çocuk fark etmez bu kitap da tıpkı Küçük Prens gibi her yaşa hitap ediyor. Kısa bir macera dünyasına kapı aralamak isteyenlere tavsiyemdir :)
Kadın dedi:
Hep bir uçurumun kıyısındayız
Gökyüzüne tutunmaktayız
Bazen ellerimiz uzaklaşır bizden
Bazen gözlerimiz
Bilmem ki neyi aramaktayız
Adam dedi:
Ölüm ey inanılmaz gerçek
Uzat uzat pençeni
Parçalansın yer gök.