"Yemekler, mücevherler, şölenler, ziyafetler ama tüm bu zevkleri tattıkça içindeki tatminsizliğin sadece daha da büyüdüğünü görür. Yani acılardan kurtuluş reçetesi asla zevklerimizi arttırmak olmayacaktır.
Zevkin peşinden gitmek tam tersi tahminsizliğimizi tetiklediğinden acılarımızı da arttıracaktır. Buda arzularımızı, tatminsizliğimizi bir ateşe benzetir. Ateş asla doymayan devamlı büyümek isteyen bir yapıdadır. Ateşin istediği nedir?
Büyümek harlanmak değil mi? Ateş odun ister ama ateşe odun attığımızda daha fazla büyür ve bu sefer daha fazla odun ister. En sonsa etrafı yakıp yıkar arzularımız da böyle ilerler.
O arzuyu tatmin ettikçe hiç bir büyüsü kalmaz, daha fazlasını isteriz, onu da tatmin ettikçe yine daha fazlasını isteriz.
Arzularımız asla tam olarak tatmin olmaz ve en son arzularımızla beraber büyüyen ateş bizi kavurur."
Tita kuşku duymaya başlıyordu: Acaba gerçek aşk, Pedro'nun yanında duyduğu bunalım ve azap değildi de, John'un ona verdiği huzur ve güven duygusu muydu?
İşte bu nedenle, soluğu buz gibi olan kimselerden
uzak durmak gerek. Bu kişilerin salt varlığı bile, en şiddetli alevi söndürebilir ve bunun ne sonuçlar doğurduğunu da görmüş bulunuyoruz. Onlardan ne denli uzak durulursa, soluklarından korunmak, o denli kolaylaşır.
"We don't fall in love with people because they're good people. We fall in love with people whose darkness we recognise.You can fall in love with a person for all of the right reasons, but that kind of love can still fall apart. But when you fall in love with a person because your monsters have found a home in them- that's the kind of love that owns your skin and bones. Love, I am convinced is found in the darkness. It is the candle in the night."
~Hannibal