... erkekler kadınların aksine, başkalarını üniformalarından çıkarmak yerine onları üniformaya sokmaya uğraşırlar. Başkalarına ilişkin yanılsamaları yok etmekten çok, bu yanılsamaları sürdürmeyi severler.
Tatmin edilmiş bir arzu, artık arzu değildir. Sonuç olarak bir kadın kendini bir erkeğe " verme"yi daima reddederek de onunla ilişkisini sürdürebilir. Böyle bir arzunun nelerden oluştuğunu eşelemek için erkeğin arzusunu tatminsiz bırakmayı hedefler.
Cinsellik iki ruhun birleşmesi için ortak bir alan sunuyor gibi görünür, ama onları ayıran şeyin ta kendisi olma ihtimali daha yüksektir... Siz ayrılmayı önlemeye çalıştıkça öteki kişiyi anlamanızla ayrılış bir o kadar da pekişir... Anlamak daha fazlasını ister: Bir şey sormayı içerdiğinden bizzat kendi yapısı içinde boğucudur. Bir şey öğrenme talebidir. Başkasının düşüncelerinin içeriğini bilmek onların başkalığını, ötekiliğini kişinin kendi malı kılar. Ne var ki birinin bize ait olup olmadığı sorusu daha temel bir soruyu gölgeler: Biz kendimize ne kadar aitiz?
Eğer aşırı bir heyecan yüzünden içimizdeki tüm kibritler birden alev alırsa, öyle güçlü bir ışıma olur ki olanaklarımızla gördüğümüz alanın ötesi aydınlanır ve gözlerimizin önünde ışıl ışıl bir tünel açılır, dünyaya gelirken unutmuş olduğumuz yolu görmeye başlarız. Yitirdiğimiz kutsal kökenimize götüren yoldur bu. Cansız kalmış vücudu terk eden ruh, geldiği yere dönmek ister...