Beynini değil yüreğini dinlemek istiyorum. Kadınca...
Beni sevdiğini duymadan yaşayamam artık.
Hayatımın can damarı oldu aşkın.
Küçücük bir kuş gibiyim.
Havam sensin, es üstüme.
Küçücük bir balık gibiyim.
Suyum sensin, ak üstüme.
Suskunluğun çöl olur bana.
Suskunluğunda boğulurum.
Fark ettim ki, duygularımı açmasaydım sana,
bırakmayacaktın kendini.
Her zaman üstündün benden, hele duygularda.
Izdırabının da böyle olacağını düşünmeliydim.
Okurken seni düşünüyorum. Yalnızken sana dalıyor düşüncelerim. Dualarda bile aklım sende kalıyor. İşte halim böyle. Öyle abes ki, saklıyorum herkesten. Sen açığa çıkardın işte. Sebebi sen olduğuna göre, başka kime dökecektim içimi?
Ne beyhude, ne nafile arar dururlar aşkı, erkeklerle kadınlar.
Sanırlar ki, huzura kavuşacaklar, mutlu olacaklar bulduklarında, ya da haz duyacaklar.
Oysa biz bulmuştuk onu, yakaladık; ama nasıl da farklıyız...
Sen de biliyorsun, ben de: Böyle bir aşk, kaynağıdır acılarımızın.
Böylesine yaşanmazsa aşk, aşk değildir.
Öykünmedir, özentidir.
Yapay bir güldür ancak.
Öylece yaşayıp gider çoğu.
Belki yaşayabilmelerinin tek yolu bu.
Zira bizim aşk diye bildiğimiz aşk, çekilmesi çok zor bir acı.
Peki, amacı ne?
Bazen düşünüyorum da, aşk varlığımızın doğum sancısı değil mi?