Bu Grönlandlılar ufak tefek ve kısa boyluydular, boyları bir elliyi geçmiyordu; tenleri kırmızıya çalıyordu, yüzleri yuvarlak, alınları dardı, düz ve siyah saçları sırtlarına dökülüyordu, dişleri çürüktü, balık ağırlıklı beslenen kabîlelere has cüzam türüne yakalanmış gibiydiler.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu sularda çok alışılmış bir olay meydana gelmişti. Bu yüzen kütleler buzları çözülme döneminde birbirlerinden kopunca, suyun üzerinde mükemmel bir dengeyle yol alırlar; ama suların nispeten daha sıcak olduğu okyanusa vardıklarında tabanları çok geçmeden aşınmaya başlar, yavaş yavaş erir ve diğer buzul parçalarıyla çarpışınca sarsılır. Dolayısıyla, bir an geldiğinde bu kütlelerin ağırlık merkezi yer değiştirir ve kütleler bütün olarak devrilir. Ama bu kütle iki dakika sonra devrilecek olsaydı, geminin üstüne düşer ve onu batırırdı.
Nereye gidiyor bu gemi? Onca kazazedenin yok olup gittiği tehlikeli rotayı takip ediyor! Belirlenmiş bir varış noktası yok! Her türlü tehlikeye hazırlıklı olmalı ve hiç tereddüt etmeden bu tehlikelere göğüs gerebilmeli! Hangi kıyılara ulaşacağını bir tek Tanrı bilir! Ona Tanrı yol gösteriyor!
Baş kahramanımız Holden Caulfield’i sanki yakın arkadaşınızmış gibi içini dökerken buluyorsunuz. Baştan sona kendisini çıkmazın içinde bulup ne yapacağını bilemez haldeyken sizinle dertleşir havasında bir anlatım şekli var. Ara ara sizi sıkan ama aile içi bağlarını anlatırken herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği, gençlik döneminin o başıboş halleri ve dönem dönem de buhrana kapılmış bir baş karakter sizi bekliyor.