Gözlerimi kaçırıp kolumdaki saate baktım. Saat ikiydi. Öyle bir saatti ki bir şey yapmaya kalksan ya erken sayılır ya da geç. Öğlen sonrasının acayip bir anıdır. Gerçi benim de hayatım bu anın acayipliği gibi değil miydi zaten?
Bir konser salonu, sanki içeride bir grup hayalet müzisyen varmış ve aceleyle müzik yapıyorlarmış gibi makine sesine benzeyen hızlı bir melodiyi hafif hafif yayıyordu.