“Sahip olduğumuz her yerde güç vardır, ister insan olsun, ister hayvan, ister toprak. Güç sahibi olduğun her yerde efendi, hükmeden de olmak zorundasın: Bir şeylere sahip olan ve mülkü olan kişi başka insanların kaderlerine dokunur. “
İnsan ancak hiç kimsenin yazgısına müdahale etmez, bir eyleme karışmazsa ve yalnız yaşarsa adaletli olabilir. Zindanda hiç kimseyle konuşmadan, yapayalnız yaşadığım kadar yakın olmadım bilginin ışığına ve hiç oradaki kadar uzak olmadım günaha. Bırakın barış içinde yaşayayım evimde, tanrılar için kendimi fena etmekten başka işim olmasın ve arınmış olayım tüm günahlarımdan.
“Azledin beni görevimden. Hiç kimsenin bir başkasının yargıcı olamayacağını anladığımdan beri yapamam artık yargıçlık. Cezalandırmak ancak Tanrı’nın yapabileceği bir iş, insanların değil, çünkü bir insanın yazgısına müdahale eden bulaşır günaha. Ve ben günaha girmeden sürdürmek istiyorum hayatımı.”
Zaman aktı ruhuna ve insanın karmaşası olan korku ve umut da. Artık sonsuz yaşaman ve Bin Suretli Tanrı’sını düşünemiyordu, kendisini düşünüyordu yalnızca; gözleri ışığa aç kalmıştı, sert taşlara oturduğu ayakları açılmak, sıçramak ve koşmak istiyordu. Karısını , oğullarını, evini, sahip olduğu her şeyi düşünüyor; tüm duygularıyla içebildiği, kanının sıcaklığıyla hissedebildiği dünyanın o yakıcı faniliğini özlediğini hissediyordu.