Bir defasında kor halindeki bir parça kömür sobadan düşmüş, kendisinden iki adım ötede ahşap parke yanmaya, dumanlar çıkmaya başlamıştı, ancak konuklardan biri dayanılmaz kokuyu duyunca tehlikeyi fark etmiş ve çarçabuk ateşi söndürmüştü: Fakat o, yani Jakob Mendel iki adım ötesinde, duman kendisini de saran ufak yangını fark etmemişti bile. Çünkü o başkalarının dua ettiği, kumarbazların oyun oynadığı ve sarhoşların kendinden geçmiş bir halde gözlerini boşluğa diktiği gibi kendinden geçercesine okurdu, okumaya kendini öyle kaptırır, öyle kendini verirdi ki, onun okuyuşu gördükten sonra başkalarının okumaları bana hiçbir anlam ifade etmez olmuştu.
Hayat sen planlar yaparken başına gelenlerdir dedikleri, ütopik bir dünya da başınıza nasıl gelir bu kitapta tam olarak onu görüyoruz. Kitap da geçen bir alıntıdan yola çıkarak “Ah dünyanın en zeki ama en vahşi ve bencil mahluku insan; bunca bilimsel devrime rağmen yeryüzünde demek hâlâ virüslerle savaşıyorsun!” Ütopik bir hayal dünyasında bile biz insanlar olarak yine yapıyoruz yapacağımızı. Planlı programlı yaşadığımız ütopik dünyamızda bile yarına çıkacağınızın garantisi olmadığını bir kez daha anlıyorsunuz üstelik teknolojinin göbeğinde bir ütopik dünyadaysanız. Kitabın sonunda da dediği gibi YARIN YOK!