Sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılından herkese merhaba! Bir H.G. WELLS klasiği olan “Zaman Makinesi”, okurlarına işte tam da bu yıldan sesleniyor. Birçok yayınevi tarafından çevirisi yapılıp Türkçeye kazandırılan eseri, İthaki Yayınları’nın yeni baskısıyla okuma fırsatı buldum. Çevirisini Volkan Gürses’in üstlendiği bu yeni baskıda bir de önsöz yer alıyor. Roman tarihi ve H.G. WELLS üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Patrick Parrinder’ın bu önemli makalesinin çevirisi ise Elif Ersavcı’ya ait. İthaki Bilimkurgu Klasikleri arasında yer alan eser, toplamda 144 sayfadan oluşuyor.
Kitabın ilk sayfasında anlatıcının bizlerle “Zaman Yolcusu” olarak tanıştırdığı karakterimiz, karşımıza kendi evinde vermiş olduğu yemek davetinden sonra konukları ile gerçekleştirdiği samimi bir sohbetle çıkıyor. Sohbetin konusu dördüncü boyut ve buna bağlı olarak zaman yolcuğu. Bazı konukların bu duruma karşı çıktığı, anlatıcının ise daha çok zaman yolcusunun yanında yer aldığı sohbet, karakterimizin gerçekleştirdiği ufak deney ve sonrasında henüz yapımı bitmemiş “Zaman Makinesi’ni” tanıtmasıyla son buluyor. Konukların ona ne kadar inanıp inanmadıkları ise tartışma konusu. Ufak bir detay ekleyecek olursam kitabın devam bölümlerinden anladığım kadarıyla söyleyebilirim ki, gelen konuklar değişse bile değişmeyen tek şey zaman yolcusunun her perşembe vermiş olduğu yemek davetleri ve ardından gelen bilim sohbetleri. Bu konuya değinmemin asıl sebebi her ne kadar bir araya geliş amaçları birbirinden farklı olsa da bana bir başka usta yazar olan Stephen KING’in “Kuşku Mevsimi ve Esaretin Bedeli” adlı kitabında yer alan “Solunum Metodu” öyküsünü anımsatması oldu.
Kitaba dönecek olursak karakterimiz zaman makinesini tamamladıktan sonra ilk macerasına atılmak üzere yolculuğa başlar. Tabii biz okurlar