"İstediğin kadar bir taşı sula, taş büyümez." diyor Ursula. Hayat da biraz böyle. Sevgi tek başına bazen hiçbir şeydir. Neyi, kime ne kadar verdiğin önemlidir bazen. Taşı suladığın için taş nasıl büyümezse, çok suladığında çiçek de büyümez, ölür. Ölçü, her şeydir. Severken de...
Gülseren Budayıcıoğlu'nun bu kitabı Madalyonun İçi ve Camdaki Kız kitabından daha çok etkiledi beni. Daha çok içerisine girdim kitabın ve bizim başımıza da gelmeyeceğinin garantisini veremedim okurken. Özellikle Mazoşizmin Rengi Siyah bölümünde okuduklarım beni hayattan kaçınılmaz kıldı.
Kitabı Gülseren Budayıcıoğlu'nun sözüyle özetlemek gerekirse; "Ruhumuz bazen hayatımızın bir yerlerinde takılı kalır." tam olarak da böyle aslında. İnsanoğlu kaç yaşına gelirse gelsin çocukluğunda yaşadığı, bilinçaltına yerleştirdiği yaşanmışlıkları silemediğini görüyoruz kitapta. Takılı kalıyor ruhumuz hayatımızın bir yerlerinde.
Zülfü Livaneli'nin bu kitabı sanki bir roman değil de film olarak yazılmış bir senaryo gibi.
Yazısındaki sadelik ve akıcılık her sayfasında kendini yitirmeden koruyor adeta,kitabı nasıl ve ne zaman bitirdiğinizi anlamıyorsunuz bile.
Kitapta Maya isimli dul bir kadının başından geçen olaylar silsilesi işleniyor. İstanbul Üniversitesi'nde çalışan Maya Hanım'ın Profesör Maximilian Wagner'ın gelmesi ile hayatı değişiyor. Bir kişilik değişimi yaşıyor. Ama bu değişim öyle bir değişim ki kesinlikle tanıklık etmenizi dilerim.