Ama kokudan kaçamıyorlardı.
Çünkü koku soluğun bir kardeşiydi. Onunla birlikte insanların içine giriyordu, yaşamak istiyorlarsa karşı dura-mıyorlardı.
Hem de tam orta yerlerine giriyordu koku, doğrudan kalplerine ve orada akla karayı ayırır gibi ayırıyordu ilgiyle aşağılamayı, iğrentiyle zevki, aşkla nefreti.
Grenouille’in, bu kokuyu ele geçirmeyi başaramazsa boşuna yaşamış olacağı duygusu uyanıyordu içinde. Onu elde etmeliydi, sırf sahibi olmak için değil, yüreğinin dinginliği aşkına.