İnsanın elinden Mutsuzluk yalanını alın, ona bu sözcüğün altına bakma gücünü verin: Kendi mutsuzluğuna tek bir an dayanamazdı. Onun çökmesine engel olan, soyutlamadır; içeriksiz, saçıp savurulmuş ve şişkinleşmiş seslerdir, dinler ve içgüdüler değil.
Eski düşlerle bunalan koca tiritleriz, ütopyaya hepten elverişsiz bezginlik teknisyenleriyiz, koca Adem'in serüvenlerinden dehşete kapılan gelecek gömücüleriyiz. Hayat Ağacı artık hiç ilkbahar görmeyecektir: Kuru odundur; onunla kemiklerimize, düşlerimize ve acılarımıza tabutlar yapacağız.
Olguların tamamı-ayrım gözetmeksizin zihnin ya da zamanın ürünleri- o andaki halet-i ruhiyemize göre benimsenebilir ya da yadsınabilir: Tutarlılığımızdan ya da kaprislerimizden doğan gerekçeler her noktada birbirine denktir. Hiçbir şey savunulmaz değildir - en saçma önermeden en hunhar cinayete kadar.
Nesiller yorgunluğu biriktirir ve aktarırlar; babalarımız bize bir kansızlık mirası, bir yılgınlık yedeği, bir çürüme kaynağı ve yaşam içgüdülerimizden daha güçlü bir hale gelen bir ölme enerjisi bırakmışlardır. Bezginlik sermayemize yaslanan yok olma alışkanlığı da sinir zayıflığını -özümüzü- dağılmış tende hayata geçirmemize böyle imkân verecektir...