Her zaman ıstırap çekilmiştir, ama ıstırap, o andaki felsefenin ayakta tuttuğu bütünsel görüşler uyarınca ya "yüce", ya "doğru", ya da "saçma" olmuştur.
Kendini ortadan kaldırmak öyle açık ve öyle basit bir iş gibi görünür ki! Niçin o kadar nadir bir şeydir bu? Niçin herkes bundan kaçar? Çünkü, her ne kadar akıl yaşama iştahını yok saysa da, fiiliyatın sürmesine neden olan hiçlik bütün mutlaklardan üstün bir kuvvettedir, ölümlülerin ölüme karşı sessiz ortaklıklarını izah eder; yalnızca varoluşun simgesi değil, varoluşun ta kendisidir bu hiçlik; her şeydir. Ve bu hiçlik, bu bütün, hayata bir anlam veremez, ama hiç değilse hayatı, olduğu hal içinde sürdürür. Bir intihar etmeme hali.
Sıradan insan için, hissetmek yaşamaktır, yaşamayı bilmektir. Ben ise, yaşamak düşünmektir, derim; hissetmek ise düşünmeyi beslemekten başka işe yaramaz.
Kişilik çeperinden kopan, dolayısıyla denetimden çıkan düşmanlık, yüksek ölçüde patlayıcı ve yıkıcı bir coşkusal etken olarak bireyin içinde dolanıp durur ve bu nedenle boşaltılma eğilimi gösterir. Bastırılan öznel coşkusal etkenin patlayıcılığı daha da büyür, çünkü yalıtılmış olması nedeniyle daha büyük ve çoğu kez fantastik boyutlara ulaşır.