İlk durumda, ölümü, çoğu zaman, acımasız ve kötü güçlerin yaşama son vermesi sonucu başımıza gelen bir felaket olarak görürüz.
Öyledir de. Öyle değilmiş gibi davranmanın anlamı yok çünkü ölüm gerçekten acımasızlığın ürkünç bir parçası. Yalnızca fiziksel bir olgu olarak değil, ruhsal açıdan da acımasızdır. Bir insan bizden kopartılarak alınır, geriye de ölümün buz gibi sessizliğinden öte bir şey kalmaz. İletişim kurma umudu da yiter çünkü bütün köprüler bir darbede yıkılmıştır. Yaşamaya layık olanlar olgunluk çağında koparılıp alınır, hiçbir işe yaramayanlar da iyice yaşlanana dek yaşar. Bu durum, görmezlikten gelemeyeceğimiz acımasız bir gerçektir. Ölümün rastgeleliğini ve acımasızlığını yaşamak bizi öylesine vurur ki şefkatli bir tanrı, adalet ve iyi niyetin olmadığına karar veririz.