Jean Bottéro

Jean Bottéro

Yazar
7.8/10
59 Kişi
·
160
Okunma
·
16
Beğeni
·
1055
Gösterim
Adı:
Jean Bottéro
Unvan:
Fransız Tarihçi, Yazar
Doğum:
Vallauris, Fransa, 30 Ağustos 1914
Ölüm:
Gif-sur-Yvette, Fransa, 15 Aralık 2007
Jean Bottéro 1914 yılında Vallauris, Fransa’da dünyaya geldi. Papaz okulunda öğrenimini tamamladıktan sonra Dominiken rahipleri arasına katıldı. Kitabı Mukaddes incelemesi, Eski Mezopotamya tarihi ve Sami dilleri üzerinde uzmanlaştı. Hammurabi kanunlarını Fransızcaya çevirdi. Bir süre sonra papazlığı bırakarak C.N.R.S.’te (Bilimsel Araştırma Ulusal Merkezi) çalışmaya başladı, Ortadoğu’da yapılan arkeolojik kazılara katıldı. 1958 yılından itibaren Asurbilim profesörü, daha sonra da Asurbilim kürsüsü araştırma başkanı olarak École Pratique des Hauts Études’de görev yaptı. Çalışmalarından ötürü 1999 yılında Fransız Liyakat Nişanı ile ödüllendirildi. Başlıca yapıtları arasında, Naissance de Dieu (1986, Tanrının Doğuşu), Mésopotamie (1987, Mezopotamya), La Plus Vieille Religion en Mésopotamie (1997, Mezopotamya’daki En Eski Din), Babylone (1994, Babil), II Était Une Fois La Mésopotamie ( 1993, Marie-Joseph Stéve ile birlikte, Evvel zaman içinde Mezopotamya, YKY, 2002) bulunmaktadır. Tevratbilimci ve Asurolog Jean Bottéro 1958'den beri Ecole pratique des hautes études’de (filoloji ve tarih bilimleri bölümü) Asuroloji anabilim dalı başkanıdır. Katıldığı başlıca kazılar Mari (1952-1953) ve Uruk/Varka kazılarıdır (1958-1959; 1962-1963; 1964).
Hiç gitmediğim bir yol. Sonu belli olmayan bir yolculuk. Burada sağ esen kalırsam seni gönlüme göre sevmiş olurum. Kendimi senin zevkine kaptırmak isterim, seni tahtlara geçirmek isterim.
Evet felsefe yararsızdır; antropoloji yararsızdır; arkeoloji, filoloji, tarih, bunlar yararsız şeyler; şarkiyatçılık, Asur bilimi yararsızdır, tamamen yararsız! İşte biz de zaten bunlara bu yüzden böylesine değer veriyoruz ya!
Jean Bottéro
Dost yayınları
Tarihçilerle oyuncuların ortak bir noktaları vardır: Bütün kişiliklerin kılığına girmek zorundadırlar, onları daha iyi oynamak için değil, daha iyi anlamak için.
Jean Bottéro
Dost yayınları
[Yunanlılar] Her tür soyutlama yoluyla ilkeleri açıkça anlamamızı ve ifade etmemizi sağlamışlardır, işte bu onun onlarındır. Ancak böyle bir onur onların Mezopotamya’daki eski öncellerinin başarılarını karartmamalıdır; onlar hiç yoktan ya da hemen hemen sıfırdan başlamışlar ve sözcüğün tam anlamıyla Bilim'e giden yolda tek başlarına uzun bir mesafe kat etmişlerdi.
Jean Bottéro
Dost yayınları
"Tanrım, gün ışığı yeryüzünde parlıyor
Benim içinse gün karanlık
Gözyaşları, hüzün, sıkıntı, umutsuzluk
Derinliklerime yerleşmiş.
Acı beni boğuyor
Sanki yalnızca gözyaşları için yaratılmışım."
Evlilik kurumunun onlara yasakladığı şeyleri başka yerde aramaları ne hukukta, ne ahlakta ne de dinde yasaklanmıştı.
Jean Bottéro
Dost yayınları
Her erkek olanakları ölçüsünde ailesinin hanım ağası olarak kalacak ilk eşin yanısıra kumalardan oluşan bir harem kurabilirdi... bunun yanında evinin dışındaki evli ya da bekar diğer kadınlara gitmek de tamamen elindeydi.
Jean Bottéro
Dost yayınları
340 syf.
"Yunan mucizesi" olarak adlandırılan bir efsane vardır. Buna göre eski çağlarda (buna Antik Dünya deniliyor) dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insan toplulukları arasında Yunanlılar aniden bir sıçrama göstermiş, hem felsefeyi hem bilimi kurarak insanlık tarihindeki etkili hamlelerini yapmışlardır. Bunun nasıl olduğu, neden Yunan'da olduğu, Yunanlı olmanın bununla alakasının en olduğu gibi sorular cevaplanmaz; zaten bu yüzden, olağanüstü bir durum olduğu, açıklanamayacak bir gelişme olduğu ifade edilmek istendiği için "mucize" deyimine sığınılır. Bu şekilde durum, sebebinin anlaşılamayacağı, övgüye değer, şaşırtıcı bir anlatıya indirgenir.

Modern Batılı kendisini Doğulu öteki üzerinden okuma alışkanlığını (oryantalizm) da tâ o tarihlerden alır. Aslında birkaç bin yıl önce de Batılı (Yunanlı) insanın insanlık denen büyük yapı içerisinde kendine has özellikleriyle ayrıştığı, hariçte kalanın (öteki) daha o tarihlerde bile "Barbar" olarak nitelendirildiği gösterilmek suretiyle savunulur. Bu sapkın okumada sorun çıkaran bir tek ortaçağ vardır (Hıristiyan düşüncesi); ona da bir formül bulunur: Batılı insan nasıl olmuşsa Batılılık vasıflarını unutarak kısa süreli bir karanlık döneme girip çıkmış kabul edilir. Bu süre zarfında Müslümanlar Antik Yunan birikimini muhafaza edip günü geldiğinde tekrar Avrupa'ya aktarmakla tarihi "iletim" misyonlarını yerine getirmiş olurlar. Zaten Batılı efendilerin, bunun haricinde biçtikleri herhangi bir değer de yoktur onlar için.

Son dönemlerde, bilhassa son birkaç on yıldır bu saçma sapan tarih okuması (aslında bir bilim olarak "tarih" zaten bu saçmalığı kurgulamak için icat edilmiştir) ağırdan iç eleştiriye tabi tutulmuş, yavaş yavaş kimi görüşlerin sivri uçları törpülenmeye başlanmıştır. İlginçtir, bunu yapan da aynı Batıdır; Batılının yok sayarak aşağıladığı "öteki" değil. Böylece "Yunan mucizesi" sorgulanmaya başlanınca, dönemin farklı medeniyet havzalarına göndermeler yapılmaya başlanmıştır; bilhassa yakın havza olmaları dolayısıyla Mısır ve Mezopotamya'ya.

Jean Bottero, böylesi bir geçmişe sahip Batılı bakış açısı halkasının sonlarında yer almaktadır. O yüzden kitaptaki değerlendirmeler Batılı bir kafa için abartılı ya da kabul edilemez görülebilir. Çünkü Bottero "Yunan mucizesi" saçmalığını reddetmek bir yana, dilin, bilimin, yazının ve yazı kullanımının hiç de Yunanlılara mal edilebilecek şeyler olmadıklarını onyıllarını adadığı çalışmalara dayanarak ortaya koymaya çalışmaktadır.... Pratik bir uygulama olarak bilimi Yunan'dan binlerce yıl öncesine, Babil'e mal etse de, Bottero bilim pratiğini teorikleştirme (soyutlamalar yoluyla ilkeler türetme) şerefinin yine Yunanlılara ait olduğunu da belirtir.

Kitaptaki temel tezlerden birisi, büyücülük ile bilim arasında kurulan ilişkiyle alakalıdır. Dönemin din adamlarının (rahipler), günümüzde adına bilim insanı denilen kimselerin o dönemki karşılıkları olduğu vurgulanır. Çünkü hem bilgiler edinmekte, hem kayıtlar oluşturmakta hem de bunları insanların meraklarını ve pratik ihtiyaçlarını karşılamakta kullanmaktadırlar.

Kayda değer bir diğer tez bilimin (ne kast edildiğine göre kavram sayısız anlam alabilecek kaypaklıktadır) Antik Yunan'dan sadece önce değil, birkaç bin yıl önce Mezopotamya'da (Babil'de) uygulanan bir pratik olduğudur. Onlar MÖ 3000'lerden başlayarak yazıyı kullanmış, yaşamın çeşitli alanlarına dair kayıtlar tutmuş, doğaya dair çeşitli ölçümler yapmışlardır. Dahası, bunları, belirli bir anlayışla, bir dünya görüşüyle ortaya koymuşlardır.

Bunlar haricinde kitaptaki değerlendirmelerin antropolojik çalışmalarla elde edilen binlerce yazılı Babil tabletinin çözümlenmesine dayanması, Babillilerin 4-5 bin yıl önceki yaşamlarına dair veriler ve çıkarımlar içermesi ve yazarın anlatım tarzı da çalışmaya artı değer katan hususlar olarak kaydedilebilir.

İyi okumalar.
298 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Milattan önce iki binli yıllardan günümüze kadar azalmadan gelen erkek dünyasının güç tutkusunun ve hayat merakının olağanüstü maceralarla çevrelenerek anlatıldığı dünyanın en eski edebi metni Gılgamış Destanı. Insanoğlunun zavallılığının taşa kazınmış hali.
Jean Bottero'nun ufuk açıcı açıklamaları ile okunması tavsiye olunur.
160 syf.
·3 günde·8/10
Mezopotamya dillerinin nasıl ve ne şartlarda ne kadar zorlanılarak çözüldüğünü... ama sonrasında binlerce yıllık bir geçmişi aydınlatmanın verdiği gurur... ve neslimize aktarılan insanlığın tarihi. Bu tarihi aydınlatan insanlar her türlü övgüyü hak ediyor.
298 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Okuduğum en eski tarihli eser olması sebebiyle çok heyecanlıydım. Binlerce yıl önce Mezapotamya’da yaşamış insanların destanlaştırdıkları, sonraki yüzyıllarda farklı uygarlıklar tarafından farklı versiyonlarla kayıt altına alınmış bu efsaneyi okuyabilecek, anlayabilecekmiydim? Akadcadan çeviri yapmış olan yazar, öyle detaylı bir anlatımla sunmuş ki, tüm okuma boyunca yanınızda oturup size sürekli olarak açıklama yapıyor gibi hissediyorsunuz. Bulunmuş tüm tabletlerdeki, tüm versiyonları sınıflandırarak ve zaman zaman dipnotlarda mukayese ederek doyurucu bir aktarım yapıyor. Efsaneye gelirsek, beni gerçekten şaşırttı. Binlerce yılda insanlığın birçok yönünün aynı kalmış olması ilginç geldi. Detaya inmeyeceğim, iyi okumalar dilerim.
162 syf.
·6 günde·9/10
İnancın En Güzel Tarihi,
Kitabı Mukaddes’teki Tanrı, Yahudilerin ve Hristiyanların Tanrısı bölümlerinden oluşuyor ve serinin diğer kitaplarında da olduğu gibi soru cevap şeklinde ilerleyen, konular hakkında hiçbir bilginiz yoksa bilgi edinmek için kolaylıkla okuyabileceğiniz bir kitap. Ben bu “....En Güzel Tarihi” serisini alanında çok iyi olan insanların bir çocuğa anlatır gibi sadeleştirerek ve yalın bir dil kullanarak aktarmalarından dolayı çok seviyorum. Tabi konuyla alakalı daha önce okuma yapmış olanlar için seri basit ve kapsamsız kalacaktır onu da belirtmekte fayda var :”)
162 syf.
·Beğendi·7/10
İş Bankası Kültür yayınlarından çıkan "En güzel tarih" serisinin okuduğum üçüncü kitabı.Kitabın adına bakınca Dinler tarihi gibi algılayarak aldım ama beklentimi karşılamadı.Tek Tanrı kavramının ortaya çıkışı ve dolayısıyla Yahudi inancı üzerine yoğunlaşan bir kitap.Tek Tanrı fikri ne zaman, nasıl ortaya çıktı.Hangi antik kültürlerin hangi inançlarından etkilendi.Yahuda'nın diğer kültürlerin tanrılarından farkı nedir sorularına cevap arıyor ve bunu ustaca sorgulamalarla cevaplandırıyor.
340 syf.
Bottero Asur bilimin efsane isimlerinden biri, alanında tek denen tarihçilerden. Bu kitabında da bilime dair yazıları bunu kanıtlıyor. Yararsız Bir Bilime Övgü nefis bir yazı. Bu gibi dalların neden önemli olduğunu çok naif bir şekilde anlatıyor. Kitapta en sevdiğim şey üslubuydu. Mezopotamya dini, yazısı ve sosyal yaşantısıyla alakalı çok doyurucu bilgiler vermesinin yanında bilgiye duyduğu sevgi kitabın en güzel yanıydı.
298 syf.
·Beğendi·10/10
Bu destan dünyadaki bilinen en eski edebi eser. Edebiyat öğrencilerinin ve edebiyatla ilgili olan herkesin mutlaka okuması gereken bir metin. İnsanoğlunun binlerce yıl boyunca peşinde koştuğu arzularının ve özlemlerinin dile getirildiği bir şaheser.
298 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
İlk başta Fransızca tercüme nedeniyle olsa gerek çok zorlandım ama sonrasında özellikle eserin ninova versiyonunu soluksuz okudum. Bize göre çok çok eski zamanlarda yaşayan insanların böylesi edebi eserler verebilmesi ve oneserlerin bize ulaşması büyük şans.
Ne diyeyim eseri ilk kaleme (yada civiye)alan iyiki almış. Gilgamis iyiki yaşamış bilim insanları iyiki varlar ve araştırıp eseri bize tekrar kazandırdılar

Yazarın biyografisi

Adı:
Jean Bottéro
Unvan:
Fransız Tarihçi, Yazar
Doğum:
Vallauris, Fransa, 30 Ağustos 1914
Ölüm:
Gif-sur-Yvette, Fransa, 15 Aralık 2007
Jean Bottéro 1914 yılında Vallauris, Fransa’da dünyaya geldi. Papaz okulunda öğrenimini tamamladıktan sonra Dominiken rahipleri arasına katıldı. Kitabı Mukaddes incelemesi, Eski Mezopotamya tarihi ve Sami dilleri üzerinde uzmanlaştı. Hammurabi kanunlarını Fransızcaya çevirdi. Bir süre sonra papazlığı bırakarak C.N.R.S.’te (Bilimsel Araştırma Ulusal Merkezi) çalışmaya başladı, Ortadoğu’da yapılan arkeolojik kazılara katıldı. 1958 yılından itibaren Asurbilim profesörü, daha sonra da Asurbilim kürsüsü araştırma başkanı olarak École Pratique des Hauts Études’de görev yaptı. Çalışmalarından ötürü 1999 yılında Fransız Liyakat Nişanı ile ödüllendirildi. Başlıca yapıtları arasında, Naissance de Dieu (1986, Tanrının Doğuşu), Mésopotamie (1987, Mezopotamya), La Plus Vieille Religion en Mésopotamie (1997, Mezopotamya’daki En Eski Din), Babylone (1994, Babil), II Était Une Fois La Mésopotamie ( 1993, Marie-Joseph Stéve ile birlikte, Evvel zaman içinde Mezopotamya, YKY, 2002) bulunmaktadır. Tevratbilimci ve Asurolog Jean Bottéro 1958'den beri Ecole pratique des hautes études’de (filoloji ve tarih bilimleri bölümü) Asuroloji anabilim dalı başkanıdır. Katıldığı başlıca kazılar Mari (1952-1953) ve Uruk/Varka kazılarıdır (1958-1959; 1962-1963; 1964).

Yazar istatistikleri

  • 16 okur beğendi.
  • 160 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 240 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.