• %59 (125/214)
    ·Beğendi·8/10
    Güzel sade bir anlatım var ancak çoğu kitapla çelişen bir köylü tasnifi var bence kötü bir şey değil.insanımıza farklı bir bakış açısı kazandırabilir. Osmanlının son dönemdeki aydınların aydınlıklarını sadece kendi zihinlerinde yaşadığını bu sebepten köylülerin cahil ve ne kadar fakir kaldığını anlatıyor. Bence o tarihi anlamak için önemli bir kitap.kesinlikle öneriyorum.(tarihi anlatmıyor yalan yanlış bilgiler veriliyor diyen okuyuculara aldırış edip okumayı ihmal etmeyin en son kendi incelemenizi kendiniz yapın)
  • 229 syf.
    ·18 günde·Beğendi·5/10
    Bu kitapla ilgili söyleyebileceğim beğeni cümleleri en çok kitabın düzenleniş, yayına hazırlanış şekliyle ilgili. Günümüzde yayınevleri çok fazla kitap çıkarıyor, birçoğu çok fazla okunuyor. Ama çeviriler kötü değilse bile kitap ile ilgili bilgiler kitaplara eklenmiyor, kimilerine önsöz bile yazılmıyor, okurlara bir ön okuma kitapla ve yazarla ve dönemle ilgili ufak ipuçları vermek zahmetine girmiyor ne çevirmenler ne de yayına hazırlayanlar. Ön okuma metni hazırlayan yayınevlerinin kitaplarını ayrı ayrı çok seviyorum. Çünkü yalnızca ana metni okumak, altı çizili o büyülü cümleleri bulmamıza her zaman yetmiyor ve ufak yönlendirmeler bu konuda çok iş görüyor.

    Kitap öncelikle kitabın çevirmeni Vahdi Hatay'ın önsözü ve ardından Fransızcaya çeviren Amelot de La Houssaye'in önsözü ile başlıyor.

    Fransız tarihçi Houssaye önsözünde insanların genelde Makyavel'i okumadıklarını, okuyanların da birçoğunun onu anlamadığını söylüyor. Dinsiz olmadığını söylüyor, bunu savunabilecegini ama bundan çıkarı olanların bunu yapmasını tercih edeceğini söylüyor. Sonrasında Frederik buna karşılık: "Bir adam dünyaya cinayet ve zehirleme dersleri veriyor, mütercimi ise onun dindarlığını ağzına almaya kalkışıyor !" diyerek eleştiriyor. Kitap diziminde Makyavel'i savunan Houssaye ve Büyük Frederik'i onun ardına koyan okunması çoğalması gerektiğini söyleyen Voltaire'in önsözü ard arda. Sanki sırtlarını bu önsözlere dayamışlar gibi. Ayrıntılı bahsettim belki ama çok beğendim böyle olmasını. Bir şeyi eleştirisiyle birlikte okumak ikisi arasında git gel yaşamak gayet keyifli.

    Frederik: " İnsanlığı mahvetmek isteyen bir canavara karşı onun savunmasını cesaretle üzerime alıyorum; panzehir hemen zehirin yanında olsun diye de eser hakkındaki düşüncelerimi Makyavel'in her bölümün sonuna ekledim." diyor gururla. Voltaire de bunu çevirmek ve herkese okutmak ile görevli görüyor kendini.

    Ben de kitabı bölüm bölüm Makyavel ve çürütülme denemesi şeklinde okudum. Bu biraz zahmetli yorucu bir okuma oldu. Ama Frederik birebir yorum yaptığından böyle okumak şarttı.

    Makyavel aslında hükümdarın nasıl olması gerektiğini anlatmıyor örnekler ile düşüncelerini temellendiriyor ve dayanak buluyor söyleyeceklerine. Kendisi hiç söylenmemiş, hiç yaşanmamış bir şeyi ortaya koyuyor değil. Kitabın başında verilmiş mektuba göre Makyavel bu kitabı Laurent Medicis'e hükümdarlıkta kolayca yükselsin ve orada kalabilsin diye yazmış.

    Makyavel ile ilgili hep aynı eleştiriler yapılır, mübah kelimesi kesin kullanılır bu eleştirilerde , hiç kimse okuduğundan bahsetmez tanıtım yazılarından yararlanır genelde bu da beni hiç memnun bırakmaz.

    Bence Makyavel'in yazdıklarının eleştirilmesinde ana sebep orantısız olması, hatta bir yöne yatmış bakış açısı. Çünkü Makyavel kendine belli düşünceler seçmiş onları destekleyecek örnekler bulmuş. Kötü örnekleri kötü adamlarla örnekleyerek iyi bir sonuca varmaya çalışmış. Makyavel yalnızca kendini kanıtlayacak olan kısımları almış kalanları yok saymış. Evet insan nankördür ama nankör olmayanlar da vardır, evet insan iki yüzlüdür ama dürüst olanları da vardır, evet insan en çok korkudan eğilir ama başkaldıran cesurlar da vardır. Zaten bu böyle olmasa dünya devrilirdi bir yana doğru, dünyayı dengede tutun bu zıtlıklar değil mi?

    Makyavel'in anlatımını çok kuru buldum. Söylediklerine ikna etmek amaçlı verdiği örnekleri herhangi biri tamamen anlayamaz bence daha ayrıntılı aktarılsa herkes için anlam ifade ederdi. Sonra çok dar kapsamda kalmış, yönetimi yalnızca insanların kötü olduğu ve hükümdarların da kötü olması gerektiği düşüncesine göre inşa etmiş. Bu da onu sürekli zorba ve dinsiz olarak eleştirmelerine yol açmış. Verdiği örneklerin de öyle çok kapsamlı olduğu yok, mesela defalarca Borgia'dan bahsediyor. Aslına bakılırsa verdiği bu örnek kişilerin de sonu hep felaket olmuş. Sonrasında her sayfada yeni bir şey söylemediğinden sürekli tekrarlayan kalıplar sıkıyor insanı. Onu okuduğumda birçok hak verdiğim cümlesi oldu ama Frederik'i okuduğum zaman onun fikirlerinin ne kadar olgun ve kapsamlı olduğunu gördüm. Makyavel güzel cümleler kuruyor ama ilerisini çok da düşünmüyor. Ileriyi görme, başka varsayımlarda bulunma marifeti pek yok. Nasıl ki bu hükümdarlar için çok kötüdür diyor aynı şekilde kendi yazısı için de bir başarısızlık örneği.

    Frederik'in Çürütme Denemesi çok daha zihin açıcı. Makyavel'in yazdıkları mantıklı gibi gelecekken Frederik onun söylediklerini yerle bir ediyor. Çok çok az bir yerde Makyavel'e katılsa da genelde her öğüdünü yanlışlıyor. Frederik akıl verebilecek kadar yetkin en azından Makyavel'e kıyasla ancak o da eleştirme işini öylesine abartmış ki bir zaman sonra sıkıcı olmuş. Çünkü 100 sayfalık bir kitaba 150 sayfalık bir eleştiri yazmış. Düşünceleri hem fikir hem ahlak açısından her seferinde tekrar tekrar yorumlamış. Bir zaman sonra hükümdarla ilgili dediklerinde olduğu gibi ahlakla ilgili sözleri de sürekli tekrar ediyor. Bir çürütme tezi ancak bu kadar kitap yazarının kişiliğine indirgenebilirdi. Bu sebeple bir zaman sonra fikri bir şey katmamaya başlıyor. Metni okurken de fark edilen bir şey var ki o da Frederik sanki Makyavel'in karşısına geçmiş de onu azarlar gibi.

    Çürütme Denemesi ile birlikte okuma yapmak hem doyurucu hem yorucuydu. Ancak yine söylemek isterim ki kitap hazırlanış şekli ile dolu doluydu. Ben çok iyi bir okuma yaptığımı hissediyorum.

    İyi okumalar!
  • 432 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Üniversite yıllarında Dekan Yardımcısı hocamın tavsiyesiyle okuduğum Nietzsche Ağladığında bir üniversite öğrencisi olarak beni derinden etkilemişti. Nietzsche her ne kadar bizim kültürümüze uzak kabul edilse de özellikle Aforizmaları ile farklı bir bakış açısı kazandırması açısından çok özel bir üsluba sahip.

    Tavsiye ederim...
  • 136 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Kaleme alınış şekliyle insanı içine çeken adeta idama siz gidiyormuşçasına derinden hissettiren bir eser olmuş.Victor Hugo, matemin,acının en iyi tasvircisi...Hayatımızın büyük sonunun ölüm olduğunu biliriz fakat zaman Rabbimizin tasavvurundadır.İdam cezasında kişi de bilir ne zaman öleceğini ve bu onu psikolojik buhrana sürükler ki Hugo bu buhranı karakterimiz Charles'ın idam cezasıyla gözler önüne seriyor.Bir de okurken şu cümleyi yorumladım derince; insanların hepsi belirsiz bir süre için ertelenen ölüm cezasına mahkumdurlar. Burada ölüme hangi açıdan baktığın önemli biz tek bir açıdan bakarız ebedi Yar'e kavuşma günü, ümit ve korku arasında yaşarız ve yaradanımızın merhametine sığınırız.Yazarın böyle bir ümitsizliğe sıkışması kötü olmuş.Bu da onun bakış açısı ölüme...Saygı duyarız.
  • 112 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    İstanbul'un fethi ve Fatih'i toplumsal ve sosyolojik olarak irdeleyen Nurettin Hoca, bize Fetih hakkında farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Allah rahmet eylesin...
  • 120 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Tam bir motivasyon kaynağı. zor zamanlarda ilham almak için bile bulundurulmalı. Özellikle içerisindeki alıntıların deneyim kokuyor olması ve kısacık bir cümlenin bile yılların deneyimini çok iyi aktarabiliyor olması farklı bir bakış açısı kazandırıyor.
  • “İnsanların durduğu yere göre bakış açısı değişiyor.”
    Ferhat Özbadem
    Sayfa 70 - Sude Yayınları