Anthony Storr

Anthony Storr

YazarEditör
8.2/10
29 Kişi
·
104
Okunma
·
18
Beğeni
·
1.058
Gösterim
Adı:
Anthony Storr
Unvan:
İngiliz Psikiyatr, Yazar
Doğum:
Londra, Birleşik Krallık, 18 Mayıs 1920
Ölüm:
17 Mart 2001
Eğitimini Winchester, Christ's College, Cambridge'de ve Westminister Hastanesi'nde tamamladı. 1944'te doktor olarak mezun oldu. Daha sonra psikiyatri alanında uzmanlaştı. Sunday Times, Times Literary Supplement ve The Independent gibi gazetelerde araştırma yazıları yayınlandı. Royal College of Physicians, Royal College of Psychiatrists ve Royal Society of Literature'da öğretim üyesi olarak çalıştı. Oxford'da emeritus profesör oldu.
...birçok fetişin sado-mazoşistik bir önemi vardır. Kadın modası tarihi hem dişil cinsel özellikleri ön plana çıkaran, hem de acı vermese bile rahatsız edici birtakım araç-gereçlerle doludur. En yaygın fetişlerden biri olan yüksek topuklu ayakkabı bunların yalnızca bir örneğidir. Bu tür ayakkabılarla zor yürünür, rahatsızdır, uzun adım atmayı engeller, uzun mesafeleri yürümek için elverişli değildir, sık sık da onarım gerektirir. Buna karşın yüksek topuklu ayakkabılar, erkeklerin cinsel dikkatini çekmeye çalışan kadınların öylesine önemli silahlarıdır ki, uçakların, büyük işyerlerinin döşemeleri bu yüksek topuklardan zarar görmemesi için özel olarak döşenmektedir. Kadın modasında pek çok ürün, kadınları olduklarından daha incinebilir, daha umarsız ve yardıma gereksinen kimseler olarak göstermek üzere tasarlanmaktadır. Bu da erkekleri çekmektedir; çünkü onlar bu yolla kadınlara nasıl üstün olduklarını duyumsamaktadırlar.
Çocuğun, yaşamının ilk yıllarında ana-babasıyla kurduğu duygusal bağlantının yetişkinlikte de sürmesi çok önemlidir. Bu bağlantı, esas olarak sevgi ve kabul üzerine kurulmuşsa, çocuk, ilişkilerinde cinsel olgunluğu hiçbir zorlukla karşılaşmadan kazanır; ancak, şu ya da bu nedenle ana-babası tarafından tam olarak sevilmediği ve kabul edilmediğini duyumsamışsa, büyüdükten sonra, karşı cinsten bir kimseyle, bizim mutlu aşk ilişkisinin başat niteliği olarak düşündüğümüz "tam ve özgür bir yakınlaşma"yı gerçekleştirme olanağını bulamaz ya da bu yakınlaşmayı pek çok güçlükleri göğüsleyerek kurabilir.
Birçok kimse kendi deneyimlerinden bilir ki, kimi anneler oğullarına "sahiplenici" bir bağlılıkla bağlıdırlar, bunlar oğullarının bağımsızlığını ortadan kaldırırlar, onlara kendileriyle birlikte kalmaları için şantaj yaparlar, onların evliliklerini engellerler. Böyle anneler gerçekten cadıdır; çünkü oğullarının erilliğini çalmaktadırlar.
Anthony Storr
Yılmaz Yayınları
Çünkü aşk, kişinin kendisinde gördüğü eksikliği sevdiğinde bulması, böylece de sevgilinin farklı yanlarıyla kendi eksikliklerini tamamlamasıdır. Yalnızca özdeşleşme üzerine kurulmuş aşk, bütünleşmiş bir aşk değildir.
Anthony Storr
Yılmaz Yayınları
Aşk, ancak insanın düşlemindeki sevgili tipiyle dış dünyada sevgili olarak seçtiği kimsenin özelliklerinin uyuşmasıyla ortaya çıkar. İnsanın, kendisini düşlemler kurmaya yönelten cinsel istekleriyle, gerçekten var olan bir kişiye duyduğu istek arasında, tam bir bağlantı vardır.
Normal diye nitelenen cinsellik anlayışı, ülkeden ülkeye, çağdan çağa değişiklik gösterir. Belirli bir zamanda ve yerde kabul edilebilir nitelikte olan bir cinsel uygulama, bir başka yer ve zamanda tiksindirici olarak görülebilir.
488 syf.
Carl Gustav Jung
{26 Temmuz 1875- 6 Haziran 1961}
Psikoloji okumalarımın en önemli isimlerinden. Bir süredir 1000kitap'taki sağlam okurlarını ve tahlillerini yakından takip ediyorum. Her ne kadar okumalarımın tahlil için yetersiz olduğunu düşünsem de, bu eserin farkedilmesini çok isterim.

Eserin başından sonuna kadar bir Jung belgeseli izliyor gibi hissedebilirsiniz. Evvela yazar bize Jung'un hayatının kilometre taşlarını gösterip, yönelimlerini ve görüşlerini bir metin olmaktan çıkarıp, güçlü bir temele inşaa edebilmek için, yaşamının kılcallarına erişme imkânı sunuyor.

Dokuz yaşına kadar hep yalnız oyun oynaması, neredeyse bütün ailesinde yer alan papaz ve vaizlerin inançlarını sorgulaması, gelenek dışı düşünceleri ile katolik ve protestanlardan uzaklaşması ve 38 yaşında Freud'un yanından ayrılması...

Jung'un yayınlanan ilk kitabının esin kaynağı doktora teziydi...Yeğeni Helene Preiswerk 15,5 yaşındaydı ve çeşitli ruhların onu kontrol altında tuttuğunu iddia ediyordu.Biryanda tutucu ve bağnaz bir yetişkin, diğer yanda ergenliğin bütün uçarı hallerini, aşırılıklarını ve devinimlerini yaşayan bir genç kız...Hastanın bu iki uçtan kendini kurtarmaya çalıştığı, orta bir yol aradığı bunun içinde onları baskıladığı ve neticede bunun alt kişiliklere dönüştüğü süreçlerin hepsine kendi yaşadığı deneyimi ile aşinaydı...

Anılar, Düşler ve Düşünceler'den alınan bir pasajda, Jung 12 yaşında başından geçen bir deneyimi aktarıyor ; Şahsen okurken dehşete düştüm :)

Olay bir yaz tatilinde, arkadaşının ailesinin yaşadığı göl evinde yaptığı tatil esnasında gerçekleşir.
Arkadaşının ailesinin bir kayığı vardır ve birlikte açılmalarına izin verirler, jung hızla dümene geçer ve tek kürekle göle açılır ve küreği ayakta kullanmaya cesaret eder.Aile son derece telaşlı bir hâlde iki arkadaşı ıslıklarla geri çağırırlar ve geldiklerinde okkalı bir azar onları beklemektedir.Bir anda Jung'un içinde başka biri belirir bu hayli yaşlı bir iş adamıdır, deneyimleri, düşünceleri ile 18. yy'da yaşayan, arabasının rengine modeline varıncaya kadar ruhunda hissettiği bir adamdır. :) Ve azarlanmayı kaldıramayacak kadar da öfkelidir. Fakât bunun olağanüstü bir durum olduğunu anlayabilecek kadar olgun bir çocuktur ve içinden yükselen bilge adamın sesini kısarak sessizce hak verir büyüklerine.

Hepimizin hakkında az çok fikrinin olduğu "kompleks" kavramını ilk formüle eden Jung, 100 sözcüklü bir listeyi hastaya ardı ardına okur ve her sözcüğün çağrıştırdığı ilk kelimeyi en hızlı şekilde söylemesini ister.Burada temel ölçütlerden birisi; hastanın ne kadar sürede aklına ilk gelen kelimeyi telaffuz edebildiğidir.Ve testin ikinci tekrarı da ilki kadar mühimdir, hastanın aynı kelimeleri yinelemesi istenir fakât bazı kelimeler duyarlılığın yoğunlaştığı kelimelerdir ve yanıt süresini uzatıp cevabı değiştirme yahut, belirsizleştirme ihtimâli oldukça fazladır...İşte asıl üstünde durulması gereken ve "kompleks"i oluşturan anahtar kelimeler bunlardır.

Jung'un çağrışım yöntemi genellikle mahkemelerde işler sarpasardığında bir son çare işlevi görmekte :) Eserde pek çok örnek veriliyor, yöntemin uygulandığı yaşanmış öyküler, sürükleyici bir film tadı bırakıyor zihninizde...Benim aklımda ilk beliren, bu yöntemi uygulamak isteyeceğim insanlardı :) Psikiyatristlerin yaşamla kurdukları o olağanüstü iletişim, paralel bir evren gibi geliyor bana, her ruhun bir labirenti var ve siz o labirentin başladığı noktayı bulduğunuzda bütün duvarları yıkılıyor...mu acaba... :)

Biz hep etrafımızdaki insanlar hakkında yahut kendimizle ilgili ; 'Kompleksli' tabirini kullanırız ya da, kompleks sahibi deriz...Fakât Jung kompleksler bize sahiptir diyor, hattâ öyle sahiptir ki; onların bir süre tesirini azaltabilirsiniz fakât asla tamamen yok edemezsiniz!..

Eserde Jung'un, Freud 'a yazdığı bazı mektuplara yer verilmiş.Bu mektuplarda Jung, nevroz ve histerinin salt eşeysel bakış açısına bağlı kalınarak anlaşılamayacağını, libidonun yalnızca eşeysel kökenli bir enerji olmadığını vurgulamakta.Şöyle ki Jung'a göre libidonun ilk şekli 'beslenme içgüdüsü' dür. Bu enerji yaşam boyu bir uyumlanma sürecine girer.Herhangi bir engellenme ile karşılaşırsa geriye dönüp belirli işlevler üzerinde güç elde eder... Özetle jung nevrozun nedenlerini geçmişte değil, bugünde aramaktadır. Ve daha net ifade edecek olursak, geçmişte varmış gibi görünen büyük düğümlerin şu anın geriye gönderdiği sorunlar olduğunu savunmaktadır...

Freud'un ve Jung'un görüşleri şizofreninin psikopatolojisi konusunda örtüşmüyordu.Çünkü Freud şizofreninin dış dünyayla kurulan eşeysel bağ ile ilintilendiriyor, libidoyu yalnızca eşeysel enerjiyi simgelemek için kullanıyordu. Jung ise şizofreninin gerçeklikle kopan bağlarını belirleyen daha genel sebepler olduğunu öngörüyor, libido kavramını 'ruhsal enerji' ile tanımlıyordu...

Jung'un "Arketip" kavramı çok ilgi çekicidir.Bütün zamanlarda (ilkel yahut modern) tesiri gözlenebilecek büyük, etkileyici ve içgüdüsel işlev gören büyük düşlerdir...Başka bir ifadeyle Jung'un, ortak bilindışının çekirdeği gibi düşündüğü arketipler; ilk insandan bu yana varolan ve her insanın sezgisel etkileşimlerle ulaşabileceği psişik bir nitelik, bir imgeler bütünüdür.Jung buna ne der bilmiyorum ama bence sözünü ettiği, henüz ütüsü bozulmamış bir kumaş gibi önümüzde duran fıtri melekelerdir... :)

Eserin ilerleyen bölümlerinde, Jung'un "kendini düzenleyen psyke" kavramı ile ilgili eserlerinden alıntılanan kısımlar yer alıyor.Jung'a göre rüyaların tahlili bilinçle bilinçdışının birbirini dengeleme mücadelesinin ne aşamada olduğuyla ilgili bize önemli ipuçları verebilir.

Jung bireyin gelişimine bireyselleşmeye çok mühimsemiştir.Bunu tinsel bir yolculuk olarak nitelemiştir.

'Kendi' ne ulaşmanın tek yolunun Tanrı'yı aramak ve bunun için yeterli gücü yine kendi içinde bulabilmektir...

Eserin son kısmında, psikiyatristin kuramlarını betimleyen anahtar kelimelere hayli uzun izahlar bulabilirsiniz.Çok uzun bir inceleme olduğunun farkındayım ve daha çok vaktinizi almak istemiyorum.

Jung'u tanımak istiyorsanız, bu eser harikulâde bir seçim olabilir...

Keyifli okumalar :)
151 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Anthony Storr’un, cinsel kökenli aşağılık ve suçluluk psikolojisinden, fetişizme, eşcinsellikten, teşhircilik ve oğlancılığa kadar cinsel sapmaları incelediği eseri.

Kitabın dili oldukça akıcı ve anlaşılır. Horr, ne demek istiyorsa, lafı dolandırmadan oldukça basit bir şekilde ortaya seriyor. Bu konularla ilgili temel bilgilere sahip olunmasa bile, rahatlıkla okunabilecek bir ilk kitap niteliği taşıyor. Horr, Freud’un çalışmalarına yer yer değinmiş, ama hak vermekten ziyade “Freud bu konuda şu çıkarımları yapmış, ama diğer ruhbilimciler katılmıyor” diyerek, diğer ruhbilimcilerin görüşlerini paylaşıyor. Genellikle alıntı yaptığı kişi, cinsel sapmalar tarihine sadece psikoloji alanında değil, kişisel olarak da adını kazıyan Alfred Kinsey. Zaten cinsel sapmalarla ilgili bir kitapta ‘Kinsey’ isminin geçmemesi pek mümkün değildi.

Öncelikle kitabın artılarından başlarsak, çocuk ve aile psikolojisi ve bu psikolojinin cinsel yaşamı nasıl etkilediği konusundaki çıkarımlarını oldukça etkileyici buldum. Birçok sapmanın sebebinin, genellikle çocukluk döneminden geldiği iddia edildiği için, bu konu kitapta önemli bir yer tutuyor. Sadece bunun için bile okunabilecek bir kitap. Sapmalar konusundaki çıkarımlarına gelirsek psikiyatri alanında uzmanlaşmış çoğu kişi gibi muhteşem bağlantılar kurup, birçok farklı yol çiziyor Horr. Ama çizdiği yolların sonunu, her sapmada doğru bulmadım.

Öncelikle bütün sapmaların, sadece erkeklerde görüldüğü gibi genel bir kanı var kitaptaki görüşlerde. Cinsel sapmalar yaşama konusunda erkeklerin, kadınlara oranla ezici bir üstünlüğü olduğu tartışılmaz bir gerçek. Ama fetişizm sapmasında dâhi bunun erkeklere has bir sapma olduğu, birkaç örnek dışında kadınların bu sapmayı yaşamadığı söyleniyor. Belki o zamanlar örnekler çok değildi ya da televizyonun yaygınlaşmadığı ve internetin bile bulunmadığı dönemlerde yazılmış olmasından dolayı kadınlar günümüzde olduğu kadar fetişizm sapması yaşamıyordu. Bunlara bağlayabiliriz. Ama bugünlerde kadınların, erkeğin penisinden çok daha fazla odaklandığı bölgeler mevcut. Ayrıca araştırmalarda obje fetişisti kadınların sayısı da oldukça fazla. Araştırmalardan şu an aklıma gelen ilginç obje fetişistliklerinden biri olarak, yatağın ucunda bulunan demir topuzlara, sadece bakarak bile haz duyan ve uyarılan bir kadın örneği var mesela.

Ayrıca Horr’a göre cinsel dikkat sadece cinsel organlara yöneltilirse ona aşk ilişkisi diyebiliriz. En ufak sapmada dâhi aşk, meşk yalan oluyor ya da partner bambaşka konumlara indirgeniyor. Bu görüşe de şiddetle katılmıyorum maalesef.

Bir diğer sorun yaşadığım görüş ise tecavüz. Çeviri hatası olup olmadığını bilmemek ile birlikte, kadınların tecavüz fantezileri geliştirmesinin nedenini “bu zevki merak etmeleri” gibi boyun eğme ve eğdirme fantezisine çok bağlayamadığım bir ifade kullanılmış. Daha sonraki bölümlerde ise bir romanda, karısını kaybetmiş yaşlı bir adamın, nehirde yüzen 12 yaşında bir kıza tecavüz etmesi ve debelenen kızı susturmaya çalışan adamın, kızı yanlışlıkla öldürmesi ve bunun pişmanlığıyla kendi canına kıymasına dair bir anlatı mevcut. Ama “adama kızmamızın yanında, adama biraz üzülmemiz de yazarın başarısı” demiş Horr. Oldukça gereksiz ve rahatsız edici buldum bu yorumunu.

Dümdüz, sadece cinsel organlara odaklanmış şekilde bir cinsel yaşantınız yoksa, kesinlikle bir cinsel sapmaya sahipsiniz. Zaten Horr’a göre normal ve sapma arasında bir çizgi çizmek imkansız. Çünkü her insan, ufak ya da büyük, gizli ya da açık bir şekilde sapma tohumlarını taşıyor. O yüzden okurken “ne alaka” diyebileceğiniz bir nokta illaki bulursunuz. Ama dediğim gibi çocuk ve aile psikolojileri arasındaki ilişkiyi incelediği noktalarda oldukça başarılı ve düşündürücü bir kitap.
294 syf.
'Yaratma' olgusu dürtü müdür yoksa bilinçli istencin bir ürünü müdür sorusu kitabın başlarında sorgulanarak başlanıyor.
Bir konu hakkında birikiminiz vardır ama bu birikimün taşkınlık yaptığı nadir zamanlar olmasa sanat adına neredeyse hiçbir şey icra edilemezdi desek yerinde olur. İlham perisi beklemediğiniz zamanlarda vurabilir sizi; yazmazsanız, çizmezseniz, notalara dökmezseniz ölecekmiş gibi olursunuz, sanki içinizde bir volkan vardır da patlamak ister, bazen yakar kül eder sizi bazense güller, gülücükler açtırır yüzünüzde.
Kitapta birçok yazar, şair, ressam ve müzisyene yer verilmiş hatta psikanalitik bir bakışla özel hayatlarına dahi inilerek okura güzel bir düşünme ortamı sunulmuş. Bu kadar bilgiyi hikayeleştirerek, gerçek olaylardan yola çıkarak sunmak da bu zor konulara akıcılık katmış açıkçası.
Sanatla alakalı çok fazla görüşe yer verilmiş bu açıdan doyurucu bir kitap olduğunu da belirteyim. Bunlardan değinmek istediğim ve bir freudyen olarak benim en çok dikkate değer bulduğum düşünce, insanın bastırılmış duygularını sanatla dışa vurmasının bunca sanat eserini yarattığıdır. Ayrıca neden aynı olaylara maruz kalan kişilerden biri sanatçı olurken diğeri nevrotik oluyor sorusuna cevap aranırken aynı zamanda eğer nevrotikler iyileştirilseydi ortada sanata dair ne kalırdı gibi zor bir konu da tartışılıyor. Kitabın en güzel yanı benim kanaatimce, sorgulama şeklinde ilerlemesi ve bu konudaki bilgi ve görüşleri ortaya serip size tabiri caizse afiyet olsun demesi. Storr başarılı bir emeritus professor ve kendi alanı olan psikiyatriye hakimiyeti kitabın arka planında hissediliyor. Yaratıcılık ve sanat-sanatçının dürtüsü konularına ilgisi olanların kaçırmaması gereken bir kitap. İyi okumalar.
272 syf.
·7 günde·Beğendi
Delilik, aklı başındalık, bir topluluğa lider olmak, tinsel deneyimler ve psikolojik rahatsızlıklar arasındaki ilişkiyi anlatıyor kitap. Kime inanmalıyız, hangi tiplerin arkasından gitmemeliyiz, anormallik ve normalliğe neye göre karar vereceğiz gibi sorulara da cevap aranıyor. "Gurular" olarak tek tek ele aldığı kişiler arasında oldukça şaşırtıcı (en azından benim için) isimler de var. Epey ilginç bilgiler de edindim bu kişilerle ilgili. Kitap hakkında daha fazla şey söylemeye çalışırsam oldukça detaylı ve uzun bir inceleme olur, bu durumda gereksiz de olur :) Psikolojiyle az çok ilgisi olan herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Çok güzel bakış açıları sunuyor.
192 syf.
·Puan vermedi
Psikoloji eğitimi almayıp benim gibi psikolojiye ilgilisi olan insanların, psikanalizin “babası”nı yakından tanıyabileceği harika bir kitap. Çevirmenini özellikle tebrik ediyorum upuzun cümlelerin hiçbirinde anlam kayması dahi yoktu. Psikolojiye giriş ve Freud’u tanımak için okunabilecek en iyi başlangıç kitaplarından biri. Bitirdiğimde yalnızca Freud’u değil tüm psikoloji ve psikanaliz alemine merakım çok daha arttı ve tadı damağımda kaldı, ayrıca içerisinde hem bilimsel hem toplumsal birçok açıklama ve örnek vakalar var.
151 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Cinsel Sapmalar; bilimselliğe gölge düşürmeden, alandan olmayanların da anlayabileceği bir dille yazılan araştırma ve derleme niteliğinde bir çalışmadır. Yetkinliği bilimsel çevrelerce teyit edilmiş Anthony Storr'un kaleminden normalden (çoğunluğun tercih ettiği anlamında kullanılmıştır, olması gereken anlamında değil) sapmaların psikanalitik yönden açıklamaları mevcuttur. Günümüzde özellikle LGBTİ-Q hareketlerinin de gündemde olduğu düşünülerek, konu hakkında daha nitelikli ve psikanalitik bakış açısına sahip olmak isteyenler için önerebileceğim bir kitaptır. Basım tarihinin eski olması bazı terimlerin şimdikinden farklı olmasına yol açsa da, bunları öğrenmenin okuyucu açısından keyifli ve şimdiki terminoloji ile bağlantı kurması açısından faydalı olacağını umuyorum.

Not 1: Homoseksüelliğin DSM tarafından 1973'e kadar bir bozukluk olarak kabul edildiği düşünülürse kitabın o dönemde sınırlı bir hoşgörü anlayışına sahip olduğu, bu yüzden homoseksüelliği de sapma olarak nitelendirdiği anlaşılabilir.

Not 2: Kitapta şu anki DSM-5'in cinsel bozukluklar kategorisine giren bozukluklar ve sapmalar (parafililer) de mevcuttur.
192 syf.
İngiliz psikanalist yazar Anthony , Freud’un biyografisini,psikanalize doğru ilerleyen süreçte yaşadıkları, psikanalizin bilim dünyasında getirdiği ses, anıları. Freud’un teorilerini açıklıyor; bilinçdışı ve cinsellik hakkındaki görüşlerini, süper-ego, id ve Oedipus kompleksi gibi fikirlerini tartışıp eleştirel bir şekilde ele alıyor.
272 syf.
·Beğendi·8/10
bhagwan shree rajneesh

rajneesh, doksan üç tane rolls-royce’a sahip olması ka-dar, cinselliği de aydınlanmaya giden yol olarak göklere çıkaran bir guru olması ile de oldukça ünlüdür. teknolojiyi, kapitalizmi ve özgür aşkı teşvik eden her guru destek kazan- ma şansına sahiptir.

jım jones

jones, rastgele çağırdığı kişilerin geçmişlerini ve sırlarını bildiğine dikkat çekerek, kutsal bir vahiyle, gözle görülmeyen şeyleri görme yeteneğine sahip olduğunu söylüyordu. gerçek-te ise, kişisel araştırmalar yaparak, evlere izinsiz girerek, hatta çöp tenekelerini karıştırarak bu sırları ortaya çıkaran casuslar tutmuştu. jones da para toplamakta oldukça başarılıydı. 1975’te tapınağın varlığı yaklaşık 10 milyon dolardı. jones, önce bir vaiz, sonra bir peygamber ve en sonunda da kendini tanrı ilan etmiş ve en sonunda ona inanan yüzlerce insanı kendisiyle birlikte toplu olarak intihar etmeye ikna etmistir.

davıd koresh

tıpkı jim jones gibi iyi bir hatip ve tıpkı onun gibi kötü, dışlanmış ve ilgisiz geçirilmiş bir çocukluk yaşamıştır. kıyamet çiftliği adını verdiği ve müritlerine her türlü otoriter ve sapkın düşüncesini aşılayıp kendine yıllık 500 bin dolarlık bir kurum oluşturmuştur. 70''li yıllar için azımsanmayacak bir rakam. koresh, 1986’da yüz kırk karısı olmasına hakkı olduğunu iddia ediyordu. kıyamet çiftliği alevler içinde kaldığında, can veren yirmi iki çocuktan on yedisinin babası koresh’ti. dölle-- meye sadece kendisinin yetkisi olduğunu ve misyonunun bir parçasının da, dünyayı dini bütün çocuklarla doldurmak olduğunu ileri sürüyordu.

Birilerine inanmadan önce lütfen sorun ve sorgulayın!


(bkz: öteki peygamberler ) anthony storr /okyanus yayıncılık
151 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Çesitli bilim dallarının karışımı sonucu hazırlanmış, konu hakkinda bilgi sahibi olmayan kişilerin okuması için gayet basit terimlerle açıklanmış bir psikoloji kitabı. Adını unuttuğum yazarları tekrar hatırlama sebep oldu bu kitap. Ayrıca bazı teknik bilgiler de edinmiş oldum.
151 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Cinsel hayatından tanırsınız kişiyi diyen ünlü bir yazar; bu kitabı okumamla haklılığını bir kere daha kanıtlamış oldu.
Görünene değil, görünmeye iten nedene odaklatan böylece önyargı kırıcılığa soyunmuş harika bir kitaptı Cinsel Sapmalar.
Okumanızı öneririm.

Yazarın biyografisi

Adı:
Anthony Storr
Unvan:
İngiliz Psikiyatr, Yazar
Doğum:
Londra, Birleşik Krallık, 18 Mayıs 1920
Ölüm:
17 Mart 2001
Eğitimini Winchester, Christ's College, Cambridge'de ve Westminister Hastanesi'nde tamamladı. 1944'te doktor olarak mezun oldu. Daha sonra psikiyatri alanında uzmanlaştı. Sunday Times, Times Literary Supplement ve The Independent gibi gazetelerde araştırma yazıları yayınlandı. Royal College of Physicians, Royal College of Psychiatrists ve Royal Society of Literature'da öğretim üyesi olarak çalıştı. Oxford'da emeritus profesör oldu.

Yazar istatistikleri

  • 18 okur beğendi.
  • 104 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 223 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.