Anthony Storr

Anthony Storr

YazarEditör
8.1/10
8 Kişi
·
28
Okunma
·
6
Beğeni
·
711
Gösterim
Adı:
Anthony Storr
Unvan:
İngiliz Psikiyatr, Yazar
Doğum:
Londra, Birleşik Krallık, 18 Mayıs 1920
Ölüm:
17 Mart 2001
Eğitimini Winchester, Christ's College, Cambridge'de ve Westminister Hastanesi'nde tamamladı. 1944'te doktor olarak mezun oldu. Daha sonra psikiyatri alanında uzmanlaştı. Sunday Times, Times Literary Supplement ve The Independent gibi gazetelerde araştırma yazıları yayınlandı. Royal College of Physicians, Royal College of Psychiatrists ve Royal Society of Literature'da öğretim üyesi olarak çalıştı. Oxford'da emeritus profesör oldu.
...birçok fetişin sado-mazoşistik bir önemi vardır. Kadın modası tarihi hem dişil cinsel özellikleri ön plana çıkaran, hem de acı vermese bile rahatsız edici birtakım araç-gereçlerle doludur. En yaygın fetişlerden biri olan yüksek topuklu ayakkabı bunların yalnızca bir örneğidir. Bu tür ayakkabılarla zor yürünür, rahatsızdır, uzun adım atmayı engeller, uzun mesafeleri yürümek için elverişli değildir, sık sık da onarım gerektirir. Buna karşın yüksek topuklu ayakkabılar, erkeklerin cinsel dikkatini çekmeye çalışan kadınların öylesine önemli silahlarıdır ki, uçakların, büyük işyerlerinin döşemeleri bu yüksek topuklardan zarar görmemesi için özel olarak döşenmektedir. Kadın modasında pek çok ürün, kadınları olduklarından daha incinebilir, daha umarsız ve yardıma gereksinen kimseler olarak göstermek üzere tasarlanmaktadır. Bu da erkekleri çekmektedir; çünkü onlar bu yolla kadınlara nasıl üstün olduklarını duyumsamaktadırlar.
Çocukken annesinden sevgi görmemiş ve ihmal edilmiş olan çocuk, yetişkinliğinde aşk yaşamında büyük güçlüklerle karşılaşır.
Eğer bir kişi kendini sevmiyorsa ya da sevgi dileniyorsa, onun başkası tarafından da sevilemeyeceği düşüncesini sıklıkla tekrarlamaktadır
Çocuklukta, eşit şartlarda arkadaşlık kuramamış kişilerin, kendilerini sürüden ayrı tutan ve 'özel' olduklarına ait düşlemleri vardır.
"Where love reigns, there is no will to power; and where the will to power is paramount, love is lacking."
Bir şey yaparken, bunu tüm benliğinizle yapın. Her seferinde tek bir şey. Şimdi, burada oturup yemek yiyorum. Benim için bu yemek ve bu masa dışında dünyada hiçbir şey yok. Tüm dikkatimle yiyorum. Siz de böyle yapmalısınız - her şeyde...
Büyümek, kendi gücünün farkı­na varmak kadar başkalarının güçsüzlüklerinin de farkına varmaktır.
Jung da, tıpkı gnostikler gibi, pleroma adını verdiği tinsel bir dünyanın varlığına inanır. Pleroma'nın sözlük anlamı, "Tanrı'nın, Kutsal güçlerin ve varlıkların tümünün bulunduğu alemdir".
Sıkıcı felsefe ve edebiyat derslerinde öğretilmeye çalışılan bir konu pıhtısı olan 'yaratma' olgusu dürtü müdür yoksa isteyerek yapılan bir şey midir sorusu özellikle kitabın başlarında sorgulanarak başlanıyor, cevabı ise kitabın isminden belli.
Bir konu hakkında birikiminiz vardır ama bu birikimün taşkınlık yaptığı nadir zamanlar olmasa sanat adına neredeyse hiçbir şey icra edilemezdi desek yerinde olur. İlham perisi beklemediğiniz zamanlarda vurabilir sizi; yazmazsanız, çizmezseniz, notalara dökmezseniz ölecekmiş gibi olursunuz, sanki içinizde bir volkan vardır da patlamak ister, bazen yakar kül eder sizi bazense güller, gülücükler açtırır yüzünüzde.
Kitapta birçok yazar, şair, ressam ve müzisyene yer verilmiş hatta psikanalizsel bir bakışla özel hayatınlarına dahi inilerek okura güzel bir düşünme ortamı sunulmuş. Bu kadar bilgiyi hikayeleştirerek, gerçek olaylardan yola çıkarak sunmak da bu zor konulara akıcılık katmış açıkçası.
Sanatla alakalı çok fazla görüşe yer verilmiş bu açıdan doyurucu bir kitap olduğunu da belirteyim. Bunlardan değinmek istediğim ve benim en çok dikkatimi çeken düşünce, insanın bastırılmış duygularının sanatla dışa vurumu düşüncesi. Ayrıca neden aynı olaylara maruz kalan kişilerden biri sanatçı olurken diğeri nevrotik oluyor sorusuna cevap aranırken aynı zamanda eğer nevrotikler iyileştirilseydi ortada sanata dair ne kalırdı gibi zor bir konu da tartışılıyor. Kitabın en güzel yanı benim kanaatimce, sorgulama şeklinde ilerlemesi ve bu konudaki bilgi ve görüşleri ortaya serip size tabiri caizse afiyet olsun demesi. Yaratıcılık ve sanatçının dürtüsü konularına ilgisi olanların kaçırmaması gereken bir kitap. İyi okumalar.
Delilik, aklı başındalık, bir topluluğa lider olmak, tinsel deneyimler ve psikolojik rahatsızlıklar arasındaki ilişkiyi anlatıyor kitap. Kime inanmalıyız, hangi tiplerin arkasından gitmemeliyiz, anormallik ve normalliğe neye göre karar vereceğiz gibi sorulara da cevap aranıyor. "Gurular" olarak tek tek ele aldığı kişiler arasında oldukça şaşırtıcı (en azından benim için) isimler de var. Epey ilginç bilgiler de edindim bu kişilerle ilgili. Kitap hakkında daha fazla şey söylemeye çalışırsam oldukça detaylı ve uzun bir inceleme olur, bu durumda gereksiz de olur :) Psikolojiyle az çok ilgisi olan herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Çok güzel bakış açıları sunuyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Anthony Storr
Unvan:
İngiliz Psikiyatr, Yazar
Doğum:
Londra, Birleşik Krallık, 18 Mayıs 1920
Ölüm:
17 Mart 2001
Eğitimini Winchester, Christ's College, Cambridge'de ve Westminister Hastanesi'nde tamamladı. 1944'te doktor olarak mezun oldu. Daha sonra psikiyatri alanında uzmanlaştı. Sunday Times, Times Literary Supplement ve The Independent gibi gazetelerde araştırma yazıları yayınlandı. Royal College of Physicians, Royal College of Psychiatrists ve Royal Society of Literature'da öğretim üyesi olarak çalıştı. Oxford'da emeritus profesör oldu.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 28 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 63 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.