“Cinsellik öylesine önemli, öylesine yaygın ve kişiliğin her yönüyle öylesine bağlantılıdır ki, en yüzeysel ilişkiler bile gözden uzak tutmaksızın cinselliği kişiliğin bütününden ayırmak olanağı yoktur.”
“İnsanlarla doğrudan toplumsal ve kişisel ilişkiye girdiğimizde, hem kendi cinselliğimiz hem de başkalarının cinselliği büyük bir önem kazanır; çünkü başkalarıyla yüzeysel olarak kurduğumuz olağan ilişkilerin türü, daha yakın ilişkiler kurmak için sahip olduğumuz yetimiz tarafından belirlenir; ve ülküsel nitelikteki cinsel yakınlık, olasılıkla en derin ve en içten yaşayabileceğimiz deneyimdir.”
Bu kitap, cinselliği anlatmıyor…
Cinselliğin arkasına saklanmış insanı anlatıyor.
Okudukça fark ediyorsunuz ki; mesele haz değil, yönelim değil, sapma hiç değil…
Mesele, insanın kendi içindeki çatışmaları nasıl yaşadığı.
Sadizm ve mazoşizm, yüzeyde “acı” ile tanımlansa da, metin derine indikçe bunun aslında bir güç, kontrol ve teslimiyet meselesi olduğunu gösteriyor. Birinin egemen olma ihtiyacı, diğerinin ise denetimi bırakma arzusu… Ve bu iki uç, çoğu zaman aynı insanın içinde birlikte var oluyor.
Kitabın en çarpıcı tarafı, bu eğilimleri yalnızca cinsellik içinde bırakmaması.
Çocukluk, suçluluk duygusu, aşağılık hissi, bastırılmış öfke… Hepsi bir noktada birleşip, yetişkinlikte kurduğumuz ilişkilerin temelini oluşturuyor.
Bir yerde şunu hissediyorsunuz:
İnsan, sevmeyi bile olduğu gibi değil, yaralarıyla birlikte öğreniyor.
Cinsellik burada yalnızca bir alan;
asıl anlatılan, insanın kendisiyle kurduğu ilişki.
Ve belki de en rahatsız edici gerçek şu:
“normal” dediğimiz şey ile “sapma” dediğimiz şey arasındaki sınır, sandığımız kadar keskin değil.
Bu kitap sizi rahatsız eder.
Ama tam da bu yüzden değerlidir. Çünkü bazı gerçekler, ancak huzursuzluk yarattığında görünür hale