Ve March... March son kilometre taşına oturan bir kadın gibi hareketsizce oturup izlemek istiyordu. Görmek, bilmek, anlamak istiyordu. Yalnız olmak istiyordu: Yanında Henry'le.
Ya Henry? O March'ın artık izlemesini istemiyor, artık görmesini istemiyor, artık anlamasını istemiyordu. Şarkılar kadının yüzünü nasıl örterlerse, o da kadının ruhunu örtmek istiyordu. Onun kendisini ona adamasını ve bağımsız ruhunu uyutmasını istiyordu. Onun tüm gayretinden, varoluş sebebi gibi görünen her şeyden mahrum etmek istiyordu. Onu kendine ram etmek, ona boyun eğdirmek, gözünü kapatarak bilincini geride bıraktırmak istiyordu. Ondan bilincini almak ve onu sadece kendi kadını yapmak istiyordu...
March uyumak isteyen ama ucunda ölüm varmış gibi uykuya direnen bir çocuk kadar yorgun, o kadar yorgundu. Uyanık kalacağım diye gösterdiği inatçı çabanın gerilimiyle gözlerini sanki iyice açıyordu. Uyanık kalacaktı. Bilecekti. Düşünecek, yargısını kendi ellerinde tutacaktı. Sonuna kadar bağımsız bir kadın olarak kalacaktı. Fakat her şeyden o kadar yorulmuş, o kadar yorulmuştu ki.
Şiir üslubu. Bu öyle bir üsluptur ki, orada sesli harflerin vezni vardır, bileşik sesli harfler iyice ölçülmüş, biçilmiştir; sessiz harfler ise çın çın ötmekte ya da ötmemektedir.
...
Bu üslup ya çok keskin ya da baştan başa musikilidir. Onu beğenip beğenmemek, sizin bileceğiniz bir iş.