İnsan hayata erken atılmışsa, bir gün dinleneceğini düşündükçe belli bir huzur duyar. Belki de zaman geçtikce bedenlerimiz, bazı şeyleri bize daha zor kabul ettirdiğinden. Her şey gitgide daha güç ve yorucu bir hale gelir; o zaman sonsuza dek uyuma düşüncesi, eskisi kadar korkutmamaya başlar.
Kimi zaman arzularımız, heveslerimiz ya da dürtülerimiz karşısında güçsüz kalırız ve bu genellikle dayanılmaz bir acı verir. Bu duygu hayatın boyunca seni izleyecek; kimi zaman onu unutacaksın, kimi zaman bir saplantıya dönüşecek. Yaşama sanatının bir parçası, güçsüzlüklerimizle savaşma yeteneğimizle ilişkilidir. Bu dediğim zordur; çünkü güçsüzlük genelde korku doğurur. Tepkilerimizi, aklımızı, sağduyumuzu felce uğratarak zayıflığa davetiye çıkarır. Korkular yaşayacaksın. Onlarla savaş; yerlerini çok uzun süren tereddütlerle doldurma. Düşün karar ver ve harekete geç! Tereddüt etme; kendi seçimlerinin arkasında duramamak, belli bir yaşama acısı doğurur. Her soru bir oyuna dönüşebilir, aldığın her karar kendini tanımayı, anlamayı öğretecektir sana.
Zamanı aşan, şefkatin tutkunun yerini almasına ses çıkarmayan bir çiftten daha kusursuz bir şey olamazdı; ama eksikliğinizin zevkini almış bir insan, bunu nasıl yaşardı?