Garîbnâme'ye göre alp olabilmenin dokuz koşulundan ilki, muhkem yürek, yani cesaret sahibi olmaktır. Cesaret düşman karşısında askeri ayakta tutan direktir. Bu bağlamda en korkusuzları temsil eden alplar bu sıfatla liderdir. İkincisi, alpın kolunda kuvvet olmalı, herkes onu gücü nispetinde sayar. Üçüncüsü, alp gayret ve hamiyet sahibi olmalı, enerjisi ve yorulmazlığıyla herkesi ateşleyebilmelidir. Dördüncüsü, alp iyi bir at sahibi olmalıdır. At sahibi olmak Osmanlı'da soyluluk koşuluydu. Garîbname'ye göre, atın karnını örten bir zırhı olması gerekir. Zırh atı heybetli gösterir ve kılıç ve iki darbesinden korur. Düşman alpı atından tanır. Beşinci koşul, alpın zırhı olmalıdır, alplık zırhla belli olur. Osmanlı'da at ve zırh sipâhiliğin temel koşuluydu ve tevcih edilen timârların miktarını bir dereceye kadar sipâhi ve atının zırh durumu belirliyordu. Diğer üç koşulu, alpın sahip olması gereken silahlar oluşturur. Bu bağlamda yay, ok, kılıç ve süngü olmazsa olmaz kabilinden silahlardır. Katı yay ve ok Osmanlılara Hristiyan askeri karşısında üstünlük sağlayan silahlardır. Kılıç, alpın en değerli silahıdır, onun altını ve incisidir ve yemin kılıç üzerine yapılır. Dokuzuncu koşul da, alp arkasını kollayacak bir yoldaşa sahip olmalıdır. Yoldaşlık özel bir merasimle gerçekleşir ve and içilirdi. Böylece alp ok, yay, kılıç ve mızrakla silahlanmış, zırhlı bir süvari olarak karşımıza çıkıyor.