CodyCross

CodyCross
@CodyCross1
Asıl Hayat Ahiret Hayatıdır
“Hayatını kaybetti!” diye yazıyor gazeteler biri ölünce. “Asıl hayat ahiret hayatıdır” mealindeki ayetin işaret ettiği gerçeğe rağmen yazıyorlar. Kur'ân'a inandıklarını söyleyenlerin dilinde dolaşıyor bu ifadenin türevleri: "Canından oldu!" "Yaşam savaşını kaybetti!" “Güneş ışığını kaybetti!” desem onlara bir akşam üzeri, büyük ihtimal itiraz ederler. "Güneşin ışığı var ama sen görmüyorsun!" diye aptallığıma hükmedecekler. Hayat dediğimiz eşsiz lütuf bu dünyanın ufkunda bir gün doğmadı mı? Güneş gibi zirve yapıp gençlik çağında, ihtiyarlığın ikindisinde sararıp solup sonunda ölüm dediğimiz bir batışla gözlerden yitmedi mi? Öyleyse sormalı değil miyiz? Bu dünyada umulmadık bu hayatı yaşamaya değer görülen biri, dünyanın ufkunda gözden kaybolunca hayatını kaybeder mi? Onu hiç ummadığı halde bu ömrün doğu ufkunda hayat sofrasına alan, hep umduğu, her daim istediği, kalbinin çığlıklarıyla duasını ettiği sonsuz ömrü ondan esirger mi? Hayır, hayır; kimse hayatını kaybediyor değil; aksine kazanıyor, yeni baştan kazanıyor. Vasiyetimdir; ben ölünce arkamdan “Senai Demirci hayatını kaybetti!” yazmayın. Yoktan var edenin var olmaya layık gördüğünü kim yok edebilir! Hesapsız hayat lutfedenin hayatta tutmaya değer gördüğünün kaybedeceği hayat mı olur! Bir kez O'nun nazarına hayat sahibi olarak görünmeyi hak eden, O'nun gözünden düşer mi hiç!
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“Bu sözler şu anlama mı geliyor,” diye sordu Dantes, kaygısını zor saklayan bir gülümsemeyle, “eğer kaptan olmasaydım...” “Ee! Ee!” dedi Caderousse. “Haydi, haydi,” dedi genç adam, “genel olarak kadınlar hakkında, özel olarak Mercedes hakkında sizden daha olumlu düşünüyorum ve ister kaptan olayım ister olmayayım onun bana sadık kalacağına inanıyorum.” “Bu daha iyi! Daha iyi!” dedi Caderousse, “evlenirken insanın güven duyması her zaman iyi bir şeydir; ama neyse; inan bana oğlum, gelişini bildirmek ve umutlarını ona açmak için hiç zaman yitirmeden git.” “Gidiyorum,” dedi Edmond. Babasına sarıldı, Caderousseu selamladı ve çıktı.
Adamın geldiğini gören genç denizci, kılavuz kaptanın yanındaki işini bıraktı ve şapkasını eline alarak geminin küpeştesine gelip yaslandı. Bu, on sekiz yirmi yaşlarında, uzun boylu, incecik, güzel siyah gözleri, abanoz rengi saçları olan genç bir adamdı; tüm kişiliğinde çocukluklarından bu yana tehlikelerle savaşmaya alışmış insanlara özgü sakin ve kararlı bir hava vardı. “Ah! Dantes, sizsiniz demek!” diye bağırdı barkodaki adam; “ne oldu? Neden geminize böyle bir keder havası hâkim?