Hepimiz, belirsizce belirlenmiş bir sürecin parçasıyız. Sürer gideriz. Kimi zaman akıntıyla birlikte, kimi zaman akıntıya karşı kürek çekerek. Kimi zaman direnir, boğuluruz. Kimi zaman yorgun düşeriz, çıkarız sudan. Boğulsak da suyun üstünde de kalsak, önemi yok. Hepsi yaşam çünkü.
Amerikalı psikiyatrist Robert Lifton, tüm faaliyetlerimizin ardındaki itici gücün ölümsüzlük peşinde koşmak olduğunu ileri sürüyor. Lifton'a göre bu ölümsüzlük arayışının dört türü var: Dinsel (ruhun ebedi varlığı), biyolojik (zürriyet aracılığıyla tohumlarımızın yaşamını sürdürmesi), yaratısal
(resimlerimizin, heykellerimizin biz öldükten sonra yaşamaya devam etmesi) ve tarihsel (her birimiz
her eylemimizle yaratıyor ve tarihin bir parçası haline geliyoruz).
Hazreti Adem elmayı ısırınca, cennetteki mutlu ve güvenli yerini yitiriverdi. Ayrıca, ölüm korkusu
taşıyan bir ölümlüye dönüştü. Halbuki insanları sonunda özgür kılan şey ölümün varlığıdır; ölümün
herhangi bir anda gelebileceği bilincidir. Hiç kimse ölüme hükmedemez, ölümü önceden bilemez ve
denetleyemez. Doğum kontrolü var. Ama ölüm kontrolü yok.