İnsan farklı farklı mekânlarda, sanki doğrudan kendisine yöneltilmiş
gibi, o an içinde cevap verilmesi zaruriymiş gibi duran çetin sorularla
karşı karşıya gelir. Sadece karşılaştığınız insanlar değil, bazen bir reklam
afişi, okuduğunuz bir şiirin dizesi, kitapçıda rastgele gördüğünüz bir kitap
kapağı, izlediğiniz filmin en saçma sapan karakteri garip bir soru yöneltir
ve hazırlıksız yakalar.
“Bir şey unutmuşum gibi geliyor.”
Gidenlere hep öyle gelir; bir şey unutmuşlar gibi. Oysa zaten bir şey
unutmak için gider insan. Giderken bir şey unutmak sorun değil; insan çok
daha büyük bir şeyi unutmak için gider. Geride kalanların ne anlamı
olabilir ki?