Süleyman Çolak

Süleyman Çolak
@Colaksuleyman
Puan vermedi·184 syf.··
2025 3. kitabı
Özlediğimden değil de zamanı geldiği içindi bir kere daha okumak istemem...ve hızlı hızlı atlayarak okudum, çünkü okumasam da ne olduğunu artık hatırlıyorum, hatırlamamak elde değil, 33 senedir okuyorum her sene, ve her sene, her okumada, kitabın sonunda, yine ağlıyorum. Şu anda hastayım, daha doğrusu hastalanıyorum; ancak bu beni yazmaktan alıkoymuyor, yani ateşimin artması, vücudumun dinlenmek istemesi beni engellemiyor; Şeker Portakalı, çünkü, benim çok aşina olduğum, ve bir anlamda, beraber büyüdüğüm bir edebiyat mekânı gibi. İnternette senelerce Vasconcelos'un tek bir resmini bulmak için uğraşmıştım. Üniversitede İngilizce basımlarında dahi kitabın yazarının bir resmini bulmak mümkün olmamıştı. Facebook'a 2007 yılında katıldığımda, çok uzun süre Vasconcelos'u bulmaya çalıştım. Hatta bana yardımcı olmak isteyen bir iki yabancı da oldu, ama sonuç hep olumsuzdu. Eğer yanılmıyorsam, Can yayınlarının Şeker Portakalı'nın yeni basımlarından birine, kimbilir beş mi on mu yıl kadar önce, on olamaz ama, mutlaka beş civarı olmalı, işte o basıma koydukları resim ise hepimizi etkilemişti, zaten Facebook'ta ilk gördüğüm resim de oydu, yakışıklı bir genç adam, bize siyah beyaz fotoğraftan bakıyor, ve güzel yüzü senelerce yüzünü görmeden onun çocukluk dünyasında kaybolup giden benim gibi nice insanda sevgi hissi uyandırıyordu; çünkü Zezé O'ydu, yani O, 24 yaşında intihar eden Godoia'nın kardeşi ve bahçelerde elini tutarak dolaşan genç yaşında ölmeyi seçen Kral Luis'in abisiydi , Portuga ile Kralice Charlotte'un önünde eğilerek ona hürmetlerini sunan ve sırtı yediği dayaktan yara bere içinde kalmış, içine şeytan kaçmış bizim Zezé'mizdi, ama ilginçtir ki bu fotoğrafın gerçek olmadığı ortaya çıktı, aynı isimde bir başkası, bir Meksikalı devrimcinin resmiydi bu, ve gerçek Zezé'nin
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,4bin okunma
Reklam
Puan vermedi·479 syf.··
2025 2. kitabı
Ne desem, söze nasıl giriş yapsam bilemiyorum. Yazdığım şeyler bir inceleme değil, kitabı okuduktan sonra hissettiklerimdir. Bu zamana kadar kaç tane yazar, kaç tane kitap okudum, kendimi ifade etmekte zorlanmadım; ama okuduğum her Oğuz Atay eserinde bitirdikten sonra boğazım düğümlenmiş gibi hissediyorum. ''Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.(s.318)'' Yaşarken dilediğin gibi anlaşılmadın belki ama ardından seni ve eserlerini çok seven, en çok alıntılar yapılan ve sanat dünyamızın en önde gelen fikir insanları arasındasın. ''Bir insanın, iyi kötü, ortaya bir eser koyması ne zor, ne kadar takdire şayan bir gayrettir bilemezsin.(s.280)'' Bize bu denli kıymetli eserler bıraktığın için kendi adıma çok teşekkür ederim. Kitaba gelince ise ana karakterin soyadı bile tek başına özetliyor gibi. Hikmet Benol, kişilik bölünmesi yaşayan bir türlü kendi aslını bulamayan baş karakter. Kimse tarafından anlaşılamayan, bu yüzden kendi iç dünyasına dönen ve kafasında kurguladığı oyunlarla hayatını sürdürmeye çalışan Hikmet Benol. Gecekonduya çekilip albayla tanışmış ve onu da kendi oyunlarına ortak etmiştir. Ailesinden beklediği ilgiyi göremeyerek büyüyen Hikmet, mutsuz evliliğinin ardından büyük aşkı Bilge'den de umduğunu bulamayınca inzivaya çekildiği gecekondusunda son akşam yemeğini yine oyunuyla beraber vermiş, sıkça kez albayına yorulduğundan bahsetmiştir. Yazarın bu eseri kaleme alırken kendi hayatından etkilendiği söylenmektedir. Tutunamayanlar da tüm insanları kucaklamak isteyen yazar Tehlikeli Oyunlar da sözlerine şöyle devam etmiştir: ''Bütün insanlığı kucaklamak isterken, neredeyse bu dünyanın altında eziliyordu..(s.231)''. Yorgunluğunun sebebini bu satırlarda çok nahif bir
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2025 1. kitabı
Yıllar önce okuduğum kitabı tekrar okumama sebep olan şey, içerisinde otobiyografik unsurlar da taşıdığını öğrenmem oldu. Sabahattin Ali'nin hayatına dair malumata sahip olanların bağlantıları kolaylıkla kuracağını düşünerek devam etmek istiyorum. Peyami Safa'nın küçükken geçirdiği hastalıktan ötürü vücudunun bir uzvunu kullanmaktan mahrum kaldığını çoğunuz biliyordur. Otobiyografik romanı olan "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu"nda da kendisini anlatmıştır. Peki bunları neden anlatıyorum? İçimizdeki Şeytan'da adı geçen İsmet Şerif Peyami Safa'nın ta kendisi de ondan. Nereden mi çıkarıyorum? İsmet Şerif karakterinin boynunda bir yara var ve yazdığı "Yara" isimli kitapta kendinden bahsetmiş. Ne tesadüf! Yine, Emin Kâmil karakterinin Necip Fazıl Kısakürek'ten başkası olmadığını görüyoruz. Sabahattin Ali, karakterin mistisizmle ilgilendiğini okura sunması ve bir dizesini NFK'nin şiirinden alıp birkaç yerini değiştirerek eleştirmesi ile kafamızdaki "acaba"yı da ortadan kaldırmış. Ömer... Kendi iradesinin dışında bir güç tarafından yönlendirildiğini söyleyen bu adam da Sabahattin Ali oluyor. Hüseyin Nihal ATSIZ'ın kim olduğuna gelirsek... Kimileri Nihat'ın kimileri de Ömer'in içindeki şeytanın Hüseyin Nihal ATSIZ olduğunu söylüyor. Nihal ATSIZ da Nihat karakterinin kendi olduğu iddiasında bulunmuştur. Bana göre de Nihat. Ömer ile olan dostluğu ve bu dostluğun olumsuz neticelenmesi beni bu kanıya götürüyor. Sabahattin Ali ve Hüseyin Nihal ATSIZ'ın bir zamanlar aynı safta olup da sonradan yollarının ayrılması bunu destekler nitelikte. Evet, Sabahattin Ali bir zamanlar ülkücüymüş. Almanya'ya gidip geldikten sonra fikirleri büsbütün değişmiş. Aziz Nesin ile çıkardığı dergiler malumunuz... Ali, bu dergilerde yazdıkları yazılar yüzünden birçok kez tutuklanmıştır. Dergi
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209bin okunma