Kitap çok akıcı bir şekilde yazılmış. Macera romanı olmasına rağmen kahramanların duygu durumlarına da odaklanması bence çok güzel bir detay. Aynı zamanda dini felsefik sorgulamalar da yapması da yine macera türünde pek rast geldiğimiz bir şey değil.
"İnsanlar böyledir işte. Tam tersi bir durumla karşılaşmadıkça, içinde bulunduğumuz durumun değerini hiçbir zaman anlayamayız; durumun bize getirdiği yararları da sadece bunları kaybedince görürüz."
Jack London'ın gerçekten kendine has bir tarzı olduğunu düşünüyorum. Vermeye çalıştığı mesajlar, kitaplarından alınan dersler ve kendi inandığı ideoloji ve öğretileri işleme şekli çok güzel.
Jack London, bu kitabı arkadaşlarıyla 15 metrelik bir gemiyle okyanus aşılır mı muhabbeti yaparken gerçekten çıktığı bir yolculuğu kaleme almak için yazıyor. Ondaki macera tutkusu harika. Alain Gerbault da Jack London'dan esinlenerek Atlantikte Tek Başına adlı kitabı yazıyor. Jack London'ın eşi Charmain de bu gemideki anılarını Snark Günlüğü isimli kitapta ele alıyor.
Hele bu kitapta sayfa 130'da ilkel adamla Jack London arasındaki diyalog çok manidar geldi bana. Tüm modern hayat saçmalıklarından arınmış bir adam komünizm savunucusuydu ve hayattan tat alıyordu. Bu gerçekse güzel bir tesadüf ama kurguysa da zekice.