Bir insan her masada olup da ortaya elle tutulur gözle görülür ürün koyabilir mi ya gerçekten? Bono işte bunu yapıyor. Anakronizm kavramını kendisinin resim sergisi sayesinde öğrendim. Şiir kitapları defalarca kısa sürede baskı üstüne baskı yaptı. Dizi, podcast, şarkı ve saire… Ve şimdi de roman.
Kitap bittiği için üzgünüm şu an. Bir solukta bitti. Bono, Aile İşi dizisinde yer alırken bütün övgüler dizinin piyasadaki bir boşluğu doldurduğu için yerinin ayrı olduğu yönündeydi. Ki bence de öyle. Ateşli Silahlar ve Bilardo da öyle. Kitap da bence öyle. Türkiye’nin roman ayağında bir açıklığı dolduruyor. 260 sayfa merak ve gizemle okurken son 4 sayfadaki finalle pamuk gibi oldum. Söylenecek çok şey var ama şimdilik bu kadar.
Hayatta gördüğümüz ya da duyduğumuz şeylerin aslında ardında farklı gerçeklikler yatabileceğini bize güzel bir psikoloji, bilim-kurgu kitabıyla anlatan çok güzel bir kitap. Dr. Starks karakteri gerçekten de çok iyi manipüle edildi sonraki kısımda da Bay R. aynı şekilde. Günümüzde bilgiye bu denli ulaşım kolayken ve bilgi tahribatı bu denli olasıyken altın değerinde bir nasihat.
Her hikaye güzeldi. Ama özellikle Yüz Karası, Midas'ın Müritleri ile Gölge ve Parıltı hikayeleri çok güzeldi. Kurgu, teknik, üslup, verilen mesaj... Jack London gerçekten de Amerikan Edebiyatının kralı!
İlk defa okudum Zweig. Bu kadar kısa yazmış bir kitap ne anlatmış olabilir dedim kendime. Kısa hikaye tadında mı yazdı acep diye düşündüm istemsizce. Ama yazdıkları ne kadar özlü, cümleleri ne kadar sanatsal, içine ne kadar çekiyor diye düşünmeden edemedim. 80 değil 800 sayfa yazsaydı keşke.
Bu kitabın bende yarattığı etki ve heyecanı nasıl anlatırım bilemiyorum ama ne söylesem eksik kalacak farkındayım. Hele hele insanın kendi coğrafyasına ait olunca bu kitap insanı bir başka şekilde etkisi altına alıyor, adeta sarhoş ediyor.
Eserdeki her bir karakter çok iyi kurgulanmış derinlikleri olan karakterler. Hürü Ana karakteri bana nedense Alageyik filmindeki Aliye Rona'yı hatırlattı. Bu karaktere o çok iyi can verirdi diye düşünüyorum. İnce Memed'i de üstad Cüneyt Arkın oynardı. Hatçe de Fatma Girik olurdu. Allah mekanını cennet eylesin.
I. cildi tek solukta bitirdim. Diğer üçü için sabırsızlanıyorum. Bu yaşa dek okumamış olmam da benim ayıbımdır. Bana bu kitabı okumadığım için teessüf eden komutanıma da sevgilerimi iletiyorum buradan.