Kimselere anlatamadım. Korkum, anlaşılmak filan değildi. Çılgın zannedilmek de değildi endişem. Rakibi araya sokmaktan hangi âşık hazzeder? Anlamayacaklara en güzel hikâyeyi ne diye anlata idim? Bunun için şahs-ı nâdâna kitab-âsâ açılmadım, esrârıma kimseler vakıf olmadı. Kimsenin taşıyacak gücü olmadığını kestirmek güç değildi. Bir tek kişi vardı dökülüp saçılabileceğim. O da sensin. Sen işte. Sensin işte. İlk bakışta benzemesen de, sırtında kadife üçeteğin, başında mor yaşmağın, zümrütlerin olmasa da. Saçlarını berberbaşı düzeltmemiş olsa da. Amber kokularıyla ovulmamış olsa da tenin. Itırlarla yıkanmamış, yedi gümüş leğenden geçirilmemiş olsa da giysilerin. Her şeyin buharlaşabileceği kadar sıcak şu günde, bizim maceramıza, bizim tiyatromuza, bizim hikâyemize, ne kadar yabancı şu kalabalığın arasında, senin dahi farketmediğin kuytu ve serin gölgeliklerde herkesten fazla sen ‘o’sun. Bir tek sana anlatabilirim ve dahası bir tek sen anlayabilirsin. Beni bana bir tek sen iade edebilirsin. Lûtfet güzelim.