İnsan doğasının en önemli ve en ilginç yanlarından birisi, kişinin, başkalarını aynen kendisini değerlendirdiği gibi değerlendirmesidir. Kendilerinden hoşlanmayan, nefret eden kimseler, başkalarından da hoşlanmaz ve nefret ederler; bir başka kimseyi sevebilmek, onu olduğu gibi kabul etmeye bağlıdır.
Bir insanı sevebilmek, her şeyden önce o insan tarafından sevilmeye bağlıdır; çocukluklarında bütünüyle kabul edilmişlik ve sevilme duygusunu tatmamış olan kimseler, büyüdükleri zaman sevme ve bunun karşılığında sevilme becerisini bir türlü gösteremezler.
Cinsel sapma içinde olan insanların, böyle olmayı bilinçli olarak istemedikleri üzerinde yeterince durulmamıştır. Bu kimselerin başına dert olan itkiler ve fanteziler, onların bilinçli ve gönüllü seçimleri değildir.
Dostoyevski'nin bu kümeye girdiği açıktır. Onun Turgenyev'e, küçük bir kızı zorla hamama götürüp ırzı'na geçtiğini açıkladığı söylenir.
Ne yazık ki bu açıklama, Turgenyev'de, Dostoyevski'nin beklediği dehşeti de onayı da yaratmamış, Turgenyev anlatılanlara karşı, bir beyefendiye ya da günümüzdeki ruhçözümcülere yakışır biçimde kayıtsız kalmış; Dostoyevski de, hışımla odadan çıkıp gitmiş. Açıklaması doğru olsun olmasın, çocukseviciliğin, Dostoyevski'nin zihnini meşgul ettiği kesindir. Svidrigaylov'a göre, Suç ve Ceza romanında Dostoyevski, çocuksevicilik suçunu "işlemiştir". Kitabın, yayımcının basmayı reddettiği Cinlere Kapılmış başlıklı bölümünde, Stavrogin bu suçu işlediğini açıklamaktadır. Bununla birlikte, bu tür kişilerin bu acınası dürtüleri, çocuklara cinsel yaklaşımın en yaygın nedeni değildir.