"... Atatürkçülük bir ilim ve bir heyecan sistemi olmaktan ziyade, bir ruh ve bir zihniyettir. bu ruh ve zihniyetin yapısı ise, his ve heyecandan ziyade, çağın akışına dayanır. milletin yaşadığı şartların, doğru değerlendirilmesine dayanır. geriye değil, ileriye, çağın ilkelerine yönelen, akıl ve mantık icaplarına uygun, bir dinamizme dayanır. bu, atatürk'ün fethedebildiği siperlerden bir adım geri atmadan, bir tanesini bile feda etmeden, çağın icaplarına ve hızına ayak uydurmak demektir. Atatürk'ün daha ilk günden başlayarak, daima <<her şey>> saydığı halk yararına yeni kanunlar, yeni organlar, yeni müesseseler peşinde koşmak demektir. işte Atatürkçülük budur. atatürkçülük, Atatürk'e dönüş demek değildir. Atatürkçülük, Atatürk'ün bıraktığı yerden, onu daha ileriye götürmektir ve bunun ölçüsü basittir: etrafımıza baktığımız, toplumun sesini dinlediğimiz ve ruhumuzun dileklerine kulak verdiğimiz zaman kendimizi, eğer hâlâ Atatürk'ün fethedebildiği sınırlar içinde buluyorsak, ondan sonra ilerlememişiz, hatta gerilemişiz demektir. eğer bulunduğumuz ve teneffüs ettiğimiz hava, onun bize sağladığından da geri ise, ona ihanet ettiğimizi düşünebiliriz..."