Pierre'in cebinde duran küçük bir şişe içindeki birkaç miligramlık radyum da, kalın tüvit yeleğini yakıp delerek geçmiş ve göğsünde kalıcı bir yara izi bırakmıştı.
...
Ișınım (radyasyon), sonunda Marie Curie'nin kemik iliğine de işleyecek, onda kalıcı bir anemi oluşturacaktı.
Elin iç anatomisi, sanki sihirli bir lensin ardından görülmekteydi. Anna ''kendi ölümünü gördüğünü'' söylese de, kocasının gördüğü şey bambaşkaydı: çoğu canlı dokunun içinden geçebilecek kadar güçlü bir enerji biçimi. Bu ışık biçimine X-ışınları adını verdi.
Papirüste yer alan bütün vakaları, tedaviyle ilgili kısa bir değerlendirme izliyordu; bu tedavi yalnızca hafifletici ya da geçici nitelikte olsa da: beyin ameliyatı geçiren hastaların kulağına akıtılan sütler, yaralar için kullanılan lapalar, yanıklar için merhemler... Ancak sıra 45. vakaya gelince İmhotep, kendisinden beklenmeyecek bir sessizliğe bürünmüştü. ''Tedavi'' başlığı altında tek bir cümle yer alıyordu: ''Tedavisi yok.''
Bu acizlik itirafından sonra, kanser antik tıp tarihinden adeta siliniverdi.