Yanlışlığından dolayı genel tezleri terk etmek zorunda kalan bir lider, eğer bunun sonuçlarına katlanmaya hazır değilse, şerefine uygun hareket etmiyor demektir. Böyle bir durumda lider, artık siyasi ve genel bir harekette bulunmaktan kendini korumalıdır. Çünkü temel görüşler üzerinde bir defa hataya düşmesi sebebiyle, ikinci defa da aynı hatayı yapabilir. Ve bundan sonra bu lider vatandaşların güvenini kazanma konusunda veya kendisini kabul etmeleri hususunda hak iddia edemez.
Bugün böyle bir hareket tarzına uyanlar oldukça azınlıktadırlar ki; yapılmakta olan kendilerinin siyaset yapmaya hakkı olduklarını iddia eden birtakım adamların bayağılıklarıyla alçaklıklarından ibarettir.
Çünkü ekonomik hayatta, geçici araçların kullanılması siyasi hayatta her çeşit boyun eğmeye imkan verirdi. Pek tabii olarak bu, bir yandaki cehalet oranında, diğer yanda da ahmak bir sürü adam olmak kaydıyla…
Söz konusu insanlar bu büyük şehirlere ilk geldiklerinde hala milletlerinin insanlarıydılar. Fakat bunlar şehre geldiklerinde milletleri onları kaybetti.
Yıllar yıllar önce belki 10 belki 11 yaşımdayken Türkçe öğretmenimin elime Beyaz Diş’i vermesiyle başladı hikaye. Tıpki Beyaz Diş’in hikayesinin 2 adamın kurtların saldırısına uğramasıyla başlaması gibi.
O zamanlar çocuk olduğum için hikayeye çok yüzeysel bakmıştım, belki okuduğum ilk romanlardan biri olmasından ötürüdür. Yine o zamanları onurlandırmak adına Beyaz Diş’i tekrar okudum.
Bütün kitap boyunca Beyaz Diş yüreğimde attı. O benim kurtumdu, onu seven hayata döndüren bendim, onunla ağlayan, gülen, onunla karlarda koşan bendim. Beyaz Diş benimdi.
Hikaye çok çok önceden başlıyor ve bu sayede Beyaz Diş’in annesi Kiche’yi tanıyoruz ve Beyaz Diş’in içine sinmiş olan insan yakınlığının nereden geldiğine tanık oluyoruz. Bir kurdun annesiyle olan bağını, hayvanların da bir anne ve bebek olduğunu en en derinimizde hissediyoruz.
Sonra insanlar her şeye olduğu gibi anneyle yavrusuna da el atıyorlar, “insan tanrı”yla tanışıyoruz. Önce saygıyı öğreniyoruz insandan. Bir kurdun adım adım nasıl evcilleştiğine tanık oluyoruz; insanın hükmünün hayvanlar üzerinde ne kadar büyük olduğunu bir kez daha anlıyoruz.
Sonra bir gün “insan tanrı” kötü oluyor, kurt oluyoruz. Vahşileşiyoruz.
Beyaz Diş’le her şeyin iyisini, kötüsünü, sebeplerin nasıl sonuçlar doğuracağını, bir elin bir gün dayağı simgelerken öteki gün nasıl sevgiyi simgelediğini görüyoruz.
İnanılmaz güzel bir hayat hikayesi okuyoruz, bu sefer bir kurdun. Beyaz Diş’in. Güzeller güzelinin.
Ve sonunda sevgiyi kucaklıyoruz, sanki bizler de yıllardır sevgiye hasret gibi Beyaz Diş’le birlikte kendimizi bırakıyoruz sevgili tanrının eline. Kalplerimiz bir atıyor, ona ait oluyoruz.
Jack London’dan karların arasında sıcacık bir hikaye. Siz de soğuk bir kış gününde üşürseniz bu kitabı elinize alıp birkaç gözyaşıyla
Beyaz DişJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202095,6bin okunma