Büşş

Büşş
@Crysania
Ne mutlu Türk'üm diyene!
41 kütüphaneci puanı
378 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·258 syf.··
2023 1. kitabı
Yıllar yıllar önce belki 10 belki 11 yaşımdayken Türkçe öğretmenimin elime Beyaz Diş’i vermesiyle başladı hikaye. Tıpki Beyaz Diş’in hikayesinin 2 adamın kurtların saldırısına uğramasıyla başlaması gibi. O zamanlar çocuk olduğum için hikayeye çok yüzeysel bakmıştım, belki okuduğum ilk romanlardan biri olmasından ötürüdür. Yine o zamanları onurlandırmak adına Beyaz Diş’i tekrar okudum. Bütün kitap boyunca Beyaz Diş yüreğimde attı. O benim kurtumdu, onu seven hayata döndüren bendim, onunla ağlayan, gülen, onunla karlarda koşan bendim. Beyaz Diş benimdi. Hikaye çok çok önceden başlıyor ve bu sayede Beyaz Diş’in annesi Kiche’yi tanıyoruz ve Beyaz Diş’in içine sinmiş olan insan yakınlığının nereden geldiğine tanık oluyoruz. Bir kurdun annesiyle olan bağını, hayvanların da bir anne ve bebek olduğunu en en derinimizde hissediyoruz. Sonra insanlar her şeye olduğu gibi anneyle yavrusuna da el atıyorlar, “insan tanrı”yla tanışıyoruz. Önce saygıyı öğreniyoruz insandan. Bir kurdun adım adım nasıl evcilleştiğine tanık oluyoruz; insanın hükmünün hayvanlar üzerinde ne kadar büyük olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Sonra bir gün “insan tanrı” kötü oluyor, kurt oluyoruz. Vahşileşiyoruz. Beyaz Diş’le her şeyin iyisini, kötüsünü, sebeplerin nasıl sonuçlar doğuracağını, bir elin bir gün dayağı simgelerken öteki gün nasıl sevgiyi simgelediğini görüyoruz. İnanılmaz güzel bir hayat hikayesi okuyoruz, bu sefer bir kurdun. Beyaz Diş’in. Güzeller güzelinin. Ve sonunda sevgiyi kucaklıyoruz, sanki bizler de yıllardır sevgiye hasret gibi Beyaz Diş’le birlikte kendimizi bırakıyoruz sevgili tanrının eline. Kalplerimiz bir atıyor, ona ait oluyoruz. Jack London’dan karların arasında sıcacık bir hikaye. Siz de soğuk bir kış gününde üşürseniz bu kitabı elinize alıp birkaç gözyaşıyla
Beyaz DişJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202095,5bin okunma
Reklam
Puan vermedi·159 syf.··
2022 9. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2022 20:56
Her yaşantının bir de karşı tarafı vardır. Eğer tek bir kişinin bakış açısına maruz kalmışsak onun düşüncelerinde hapsoluruz. Hatta bununla büyümüşsek belki de ömrümüz koca bir yanlışın içinde tükenir gider. Bir tarafta babalığını yaşayamamış bir adam, bir tarafta çok zor bir çocukluk yaşamış ve büyürken acıma duygusunu geride bırakmış bir kız çocuğu. Peki gerçekler ne? Zehra'yla çıkıyoruz bu yolculuğa. Harika bir karakteri olan Zehra'nın eksik olan yanını; "acıma duygusunu" tamamlıyoruz. Bizim de eksik yanımız bir nebze olsun tamamlanıyor sanki, empati duygumuz. Yine tertemiz niyetlerle hayata atılan insanların nasıl kirlendiğini görüyoruz. Aslında insanlar kirlenmiyorlar. Bence özüne dönüyorlar. Bu yüzden hayatın sillesini yerken yenik düşenler güçsüz insanlar olurken ne yaşarsa yaşasın kararlılığından vazgeçmeyen insanlar bu hayattan onuruyla ayrılıyor. Burada açık bir pencere var bu yüzden. Mürşit Efendi, bu hale düşmek zorunda mıydı? Bu kadar saf olmak zorunda mıydı? O kadar öğüt ve nasihatten sonra kendi cebindeki paranın hesabını başkalarına yaptırmak zorunda mıydı? Kolay yolu seçmiş gibi görünüyor. Bu yüzden ne kadar suçsuzsa bir o kadar da suçlu olduğu kanaatindeyim. Her ne kadar böyle düşünsem de Mürşit Efendi'nin haklılığı yazarın kendi düşüncesi kitapta ağır bastığı için beni ikna etti. Zaten her zaman kötü görünen insanlara karşı içimde bir acıma olmuştur, belki ben de bu kadar acımamalıyımdır. Ve sonu... Yürekleri paramparça eden bir baba-kız hikayesi. Aile çok hassas bir konu ve çoğu insan sevdiğini bile ailesine mezar başında söyleme şansı buluyor. Bu yüzden kesip atmadan önce son bir şans vermemiz gerektiğini öğreniyoruz. Dik durmak lazım, hayat zor. Hele hayatı bizden zor olanlar için belki de "acımak" çok daha zor bir meziyet. Ama onlar için
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,5bin okunma
Ne güzel şey genç olmak..
Puan vermedi·355 syf.··
2022 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2022 16:44
Ben de birçok kişi gibi kitaba dair hiçbir fikrim olmadan, kapak tasarımını beğenerek seriyi satın almış bulundum. Eğer çok yoğunsanız, işinizde olsun, öğrenim hayatınızda ve hayatınızın diğer bölümlerinde yorgun hissediyorsanız ve sizi düşüncelere daldıracak ağır kitaplara da biraz mola vermek istiyorsanız, istikamet; Geekerella. Kül kedisi modern zamana ancak bu kadar güzel uyarlanabilirdi diye düşünüyorum. Okurken çok zevk aldım. Yazarın film-dizi skalasına da hayran kaldım diyebilirim. Kitap boyunca birçok film ve diziye atıfta bulunulmuş. Dili de oldukça sade, yormadan bir çırpıda bitirilebilecek bir kitap. Ben de bıraktığı etkiye gelirsek; lise dönemlerime dönüş yaptım. O zamanlar ben de forumlarda yazardım ve beni bugünden aldı eskiye götürdü. Kitabın genelini yüzümde bir gülümsemeyle ve sırıtışla okudum ve nasıl biteceğini inanılmaz merak ettim. Tek eleştireceğim şey kitap buluşma esnasına kadar çok yüksek nabızda ilerlerken birbirlerini bulma anından itibaren çok hızlandı ve duyguları yakalayamadım. Biraz daha yavaş ve tereddütle ilerleyen bir kavuşma beklerdim. Bunun dışında birbirlerine bu kadar aşık olan ikilinin mesajlaşmalarını daha çok görmek isterdim. Yine de güzel olduğunu düşünüyorum. Arada bir yorulunca mola vermek ve genç olduğunu hissetmek lazım. Herkesin bir geeki vardır ve sen bir şeyi seviyorsan o asla boşa geçen zaman değildir.
GeekerellaAshley Poston · Yabancı Yayınları · 20201,892 okunma
Puan vermedi·308 syf.··
2022 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Mart 2022 21:30
Kalemine hayran olduğum Atsız’a bu eseriyle bir kez daha hayran oldum. Yazım diline, üslubuna diyecek yok, su gibi akarak teklemeden ve eski Türkçeye ait çok fazla kelime içerse de sanki günümüz Türkçesiyle yazılmış gibi çok akıcı bir şekilde okunuyor. Kitap; bundan binlerce yıl önce evli olduğu halde başka bir kıza aşık olan Burkay’ın; karısını kurban adamasını ve bunun üzerine Burkay’ın karısının “Kıyamete kadar, dünyaya her gelişinde ruhun ızdırap içinde çalkalansın.” bedduasının Tanrı tarafından kabul olunması üzerine Burkay’ın son olarak Selim Pusat’ta reenkarne olmasını ve bir gün kralcı olduğunu sözlü olarak dile getiren Selim Pusat’ın askerlik mesleğinden alınıp düştüğü hayat boşluğunda kendini olmadık bir aşka kaptırmasını, bununla birlikte devam eden psikolojik tahlillerini, yaşadığı kısa bir dönemi anlatmaktadır. Kitabın genel konusu bu olmakla birlikte; Selim Pusat, gerçek ülküler yerine boş işlere gönlünü veren Türk gençliğini sembolize etmektedir. Atsız’ın yazarlığı bir yana, şairliği de döktürdüğü bir eser olduğunu düşünüyorum. "Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş; Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş. Gökten gelerek gönlüne rüzgâr gibi inmiş, Bir sır ki bu, ölsen bile açamazsın... Anlatması imkânsız olan öyle bir an ki, Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki... Bak emrediyor: Daldığın alemden uyan ki Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın…" Atsız öğretmenlik yaparken yeşil gözlü bir meslektaşına aşık olur ve ona açılmaya karar veren Atsız bir şiir yazarak öğretmenin dolabına koyar fakat şiiri hiç okunmadan ona geri döner. Bu ayrıntıyı kitapta işlemesini çok hoş ve dramatik buldum. Buradan Atsız’ın Türkçülüğü yanında aşkı da ne denli yaşadığını görüyoruz. "Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 202133,9bin okunma
Her şey oldu insanoğlu, insan olmak hariç.
Puan vermedi·112 syf.··
2022 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Şubat 2022 17:37
Paranın Tanrılaştırıldığı, maddiyata haddinden fazla değer biçilen şu günlerde okumanızı kesinlikle tavsiye ettiğim bir kitap oldu Göğü Delen Adam. İnsanın teknolojiyi, bilimi ilerletirken bir yandan nasıl kendini dünyanın hakimi gördüğü, Tanrıcılık oynadığını gözler önüne seriyor. Halbuki az şey bilmek insanı ne kadar tasasız yapar değil mi? Tek derdi karnı tok yatmak, gece güvenli bir yerde uyumak olan biriyle bizim dertlerimiz bir mi? Dertlerimizi oluşturan bile yaşadığımız çağdan ibaret. Her şey ilerlerken zaman ya da teknoloji, eğitim, bilim yerinde durmazken dertlerimiz de kat be kat artar. Toplumun bize dayadıkları artar, sorumluluklarımız artar. Gün gelir göğü bile deleriz, göğü delen insanlar oluruz. Peki ya sıkılmadık mı? Hele ki böyle dertleri olmayan bir insanı okurken ve onun bizim hayatımıza bakış açısına ışık tutarken ne kadar sıkıldığımızı daha çok anlayacağız. Cebimizdeki para kadar değil de dalımızdaki elma kadar, bahçemizdeki domates kadar yaşasaydık bu hayatı eminim çok daha kolay olurdu her şey. Zaman para oldu, eğitim para oldu, kitap para oldu, sağlık para oldu, deniz manzarası hatta gökyüzü manzarası bile para oldu. Fikirler bile para eder oldu. Her şey gelişti bu hayatta, insanoğlu her şeyin sırrını çözdü lakin unuttuğu bir şeyler vardı: insan olmak, insanca yaşamak...
Göğü Delen AdamErich Scheurmann · Ayrıntı Yayınları · 202017,1bin okunma
Reklam