“Sözlerin en hayırlısı Allah’ın kitabı, yolların en hayırlısı Muhammed’in ﷺ yoludur. En kötü işler sonradan uydurulanlardır; her sonradan uydurulan (bid‘at) dalalettir.”
(Müslim, Cuma 43; Nesâî, Îdeyn 22)
Ne zaman ki kul; sebeplere itimat etmekten, Allah'ın hükümleriyle çekişmekten ve dünyevi hazlar için halkla münakaşa etmekten tam olarak kurtulursa, işte o zaman Mevlasının tedbirini mülahaza ederek ve her şeyi O'na havale ederek tam bir gönül zengini olmayı hak eder. Bu kulun kalbi, Mevlasından başka bir şeye muhtaç olmaz.
Kim, kendi zenginlik sebebine muhtaç olur, ona dayanır ve güvenirse ona zengin denmez. Çünkü o, vasıtalara muhtaç olan birisidir.
Bir kişi ancak, sebepleri yaratan Zât'ın rahmetine, hikmetine, tasarrufuna ve güzel tedbirine vâkıf olduktan sonra O'nunla zenginleşir ve sebeplere dayanma illetinden kurtulursa “zengin” diye vasıflanabilir. Kim, sebeplere güvenip dayanma ve Hakk'ın hükmüyle —O'na boyun eğerek— çekişme hastalığından kurtulursa, onun kalp zenginliği gerçekleşmiş olur.
Kişi, Allah'ın güzel tedbirine vâkıf olup kalbi bununla zenginleştiğinde, sadece bununla tam zengin sayılmaz. Bir de buna, Allah'ın hükmüne boyun eğerek teslim olmanın eklenmesi gerekir. Çünkü Allah'ın hükmüyle çekişip başka hükümlere başvurmak, seçme hakkını kullanmadaki düşüncesizliğe delalet eder ki bu, seçme hakkını kullanan kimsenin seçilen şeye muhtaç olduğunu gösterir. Allah'ın dilemediği bir şeye ihtiyaç hisseden kimseye, Allah'ın tedbirini gözeterek zengin olmuş denemez.
Bundan dolayı diyoruz ki; Allah'ın kulu için olan tedbiri göz önüne alınarak zengin olmak, ancak Allah'ın güzel tedbirine vâkıf olduktan sonra O'nun hükümleriyle çekişmeyip itaat etmekle olur.