“Ama onları çabucak geçmesini sağlayabilirsin. Güzel şeylere odaklanmasına yardımcı ol: maceralarına, kadınlara, dövüşlere, seyahatlerine, müziğine...” Ansızın durdu. “Şey... müzik olmasın. Onu hiç sorma. Tabii bir de artık niye sihir yapamadığını.” Tarihçi kaşlarını çattı. “İyi de neden? Müziği...” Bast’ın suratı asıktı. “Sorma işte,” diye noktayı koydu. “Bunlar faydalı konular değil. Aşağıda oturduğumuz sırada seni bir kez durdurdum,” diyerek Tarihçi’nin omzunu manalı bir hareketle sıktı, “çünkü ona sempatisinin niçin işlemediğini soracaktın. Sormaman gerektiğini bilmiyordun. Artık biliyorsun. Onun yerine kahramanlıklarının, yaptığı kurnazlıkların üzerinde yoğunlaş.”
Sessizliğin Kvothe'un Chandrialı alameti olmasını ve ismini değiştirip kilitlemenin sempatiyi almasını açıklıyor.·Kitabı okudu
Denna’nın adını taşıyan ince kâğıt şeridi kıvırdım ve avludan eksik olmayan rüzgârın onu elimden koparıp geride kalmış az sayıdaki güz yaprakları arasında savurmasına müsaade ettim.
Kâğıt avlu taşlarının üzerinde dans etti. Benim idrak edemeyeceğim kadar karmaşık bir düzenle dönerek daireler çizdi. Fakat hava kararana değin beklememe rağmen rüzgâr onu alıp götürmedi. Avludan ayrılırken sorum hâlâ Rüzgârın Evi’nde dolaşıyordu. Rüzgâr bir cevap vermese bile pek çoğunu ima ediyordu. Evet. Hayır. Belki. Başka zaman. Yakında.
Nerede şimdi at, nerede süvari? Nerede çalan borular?
Nerede zırh ve miğfer, nerede uçuşan saçlar?
Nerede harpın teline dokunan el, nerede yanan kızıl ateş?,
Nerede bahar, nerede hasat, nerede uzayıp giden başaklar?
Gelip geçti hepsi, dağdaki yağmur, kırdaki yel gibi;
Batı 'da günler tepelerin gerisindeki gölgeler içinde kaybolup gitti.
Kim toplayacak şimdi yanan kuru ağacın dumanını?
Kim görecek Deniz'den dönüp gelen, akan yılları?
"Evet, barış yapacağız, barış yapacağız, sen ve senin bütün yaptıkların ve bizi teslim etmeye çalıştığın karanlık efendinin bütün yaptıkları yok olduktan sonra. Sen bir yalancısın Saruman ve insanların yüreklerini çürüten birisin. Bana elini uzatıyorsun ama ben yalnızca Mordor'un pençesinin bir parmağını görüyorum. Kıyıcı ve soğuk! Senin benimle yaptığın cenk hakça olsaydı bile ki değildi, çünkü on kere daha akıllı olsaydın bile beni ve benim olanı kendi çıkarın için dilediğin biçimde yönetmeye hiç hakkın yok öyle olsaydı bile Batıağılı'ndaki meşalelere ve orada ölmüş yatan çocuklara ne demeli? Öldükten sonra Hama'nın bedenini Boruşehir'in kapıları önünde parçaladılar. Pencerene kurulan bir darağacından sallanıp da kargalarının eğlencesi olduğun zaman, seninle ve Orthanc ile bir barış yapacağım. Eorl Hanedanı'ndan sana gelecek iyilik bu kadar. Ulu atalarımın önemsiz bir evladıyım ama senin parmaklarını yalamama gerek yok. Başka yere dön. Ama korkarım sesin büyüsünü yitirdi."