Kurgu açısından da aynı durum söz konusudur: Burada önemli olan kurgu virtüözü olmak değil, kendine özgü bir ifade tarzına sahip olmak ve bu tarzın organik ihtiyacının ne olduğunu hissetmektir. Onca sanat içinden niçin sinemayı seçtiğini, burada ne söylemek istediğini ve bunu neden mutlaka sinemanın poetikasıyla söylemek istediğini bilmesi gerekir sinemacının. Son yıllarda sinema okullarına, Sovyetler Birliği için 'gerekli' olan ne ise ve Batı'da nelere çok para ödeniyorsa bunları gerçekleştirmeye hazır olarak gelen gençlerin sayısı giderek artıyor. Bu, gerçek bir dramdır. Sinemanın zanaat olarak sorunlarının beş paralık önemi yoktur; bunların hepsi öğrenilir, çözümlenir; öğrenilemeyecek tek şey, bağımsız, saygın bir düşünce geliştirebilmektir. Birey olmak, kişilik sahibi olmak öğrenilmez. Kimse zor taşıyacağı, hatta bazen taşıyabilmesini imkânsız olduğu bir yükü sırtlanmaya zorlanamaz. Ama bu işin başka yolu da yok. Hamama giren terler! İlkelerine bir kez ihanet ettin mi, bir daha hayat karşısında lekesiz bir duruşun olamaz. Bu bakımdan eğer bir yönetmen, piyasayı gözeterek yaptığı filmi, düşlerini süsleyen asıl filmi çekebilmek için kotardığını söylüyorsa, bu bir aldatmacadır, daha kötüsü kendini kandırmaktır. Bu yönetmen asıl filmini asla çekemeyecektir!