Ahmet Emin Güler

Karabuğday Tarlası
...Evin önünde bir tarla vardı. Bizim evle komşu köye giden yol arasında bir karabuğday tarlası uzanırdı. Hele karabuğdaylar çiçeğe durdukları zaman çok güzel olur, kar altında kalmışçasına baştan sona ak çiçeklerle kaplanırdı tarla. Tarlanın olağanüstü güzel kar görüntüsü çocukluk anılarımla ilgili en belirgin ayrıntılardandır. Ama dış mekân çekimleri için burada yer arayışına giriştiğimizde tek bir karabuğday bile göremedik çevrede; kolhozcular yıllardır yonca ve yulaf ektiklerini anlattılar burada. Kendilerine bu tarlaya bizim için karabuğday ekip ekemeyeceklerini sorduğumuzda da hemen bu tarlada karabuğday yetişemeyeceğini, çünkü toprağın karabuğday için hiç uygun olmadığını açıklamaya giriştiler. Sonunda tarlayı kiraladık, karabuğdayımızı ektik; buğdayların boylandığını gördüklerinde köylülerin düştükleri şaşkınlık da görülmeye değerdi. Başarımızın bir ön işareti olarak değerlendirdik bunu. Anılarımızın nasıl birtakım duygusal özellikleri olduğunu, onlara zamanın örtüsü altından nasıl ulaşılabileceğini ortaya seren bir durumdu... ki filmimizin anlatmasını istediğimiz şey, filmin temel düşüncesi de tam buydu.
Sayfa 137 - Agora Kitaplığı 2.Basım·Kitabı okudu
Sanat ve Estetik
Reklam
Herkes bildiği işi yapsın
Edebi yeteneği olan biri, maddi sıkıntısı yoksa eğer, durduk yerde neden senaryocu olmaya karar verir, hiç anlayamamışımdır. Bir yazar, yazmalıdır. Sinemasal imgelerle düşünen birininse yönetmenlik okuluna gitmesi gerekir. Bir film ana fikri, bu fikrin işlenmesiyle oluşturulacak düşünce örgüsü, bunların filme dönüştürülmesi ancak bir yazar-yönetmenin yapacağı işlerdir, başka türlü bütün o çekim çalışmaları yürütülemez ki...
Sayfa 128 - Agora Kitaplığı 2.Basım·Kitabı okudu
Sinema-Sanat-Tiyatro
Kendini Kandırmak
Kurgu açısından da aynı durum söz konusudur: Burada önemli olan kurgu virtüözü olmak değil, kendine özgü bir ifade tarzına sahip olmak ve bu tarzın organik ihtiyacının ne olduğunu hissetmektir. Onca sanat içinden niçin sinemayı seçtiğini, burada ne söylemek istediğini ve bunu neden mutlaka sinemanın poetikasıyla söylemek istediğini bilmesi gerekir sinemacının. Son yıllarda sinema okullarına, Sovyetler Birliği için 'gerekli' olan ne ise ve Batı'da nelere çok para ödeniyorsa bunları gerçekleştirmeye hazır olarak gelen gençlerin sayısı giderek artıyor. Bu, gerçek bir dramdır. Sinemanın zanaat olarak sorunlarının beş paralık önemi yoktur; bunların hepsi öğrenilir, çözümlenir; öğrenilemeyecek tek şey, bağımsız, saygın bir düşünce geliştirebilmektir. Birey olmak, kişilik sahibi olmak öğrenilmez. Kimse zor taşıyacağı, hatta bazen taşıyabilmesini imkânsız olduğu bir yükü sırtlanmaya zorlanamaz. Ama bu işin başka yolu da yok. Hamama giren terler! İlkelerine bir kez ihanet ettin mi, bir daha hayat karşısında lekesiz bir duruşun olamaz. Bu bakımdan eğer bir yönetmen, piyasayı gözeterek yaptığı filmi, düşlerini süsleyen asıl filmi çekebilmek için kotardığını söylüyorsa, bu bir aldatmacadır, daha kötüsü kendini kandırmaktır. Bu yönetmen asıl filmini asla çekemeyecektir!
Sayfa 126 - Agora Kitaplığı 2.Basım·Kitabı okudu
Sanat
Sinemacının Görevi
Bu yüzden ben bir sinemacı olarak görevimin kendi zaman duygumu yaratmak olduğunu düşünüyorum: en tembel, uyuşukça olanlarından, en coşkulu, tutku dolu olanlarına kadar zamanın hareketine dair kendi duygumu... Hayretle karşılayan da olabilir bunu, beğeniyle karşılayan da... Kime nasıl gelirse artık...
Sayfa 125 - Agora Kitaplığı 2.Basım·Kitabı okudu
Zaman
Sinemada ritim nasıl verilir?
Sinemada ritim, sahnedeki nesnenin görülen ve sabitlenen hayatı aracılığıyla aktarılır. Bir kamışın belli belirsiz titreyişinden, ırmağın akış gücü, suyun basıncı anlaşılabilir. Tıpkı bunun gibi, çekilen film parçalarında yeniden üretilen hayat ve onun akıcılığı da bize zamanın hareketine dair bilgi verir.
Sayfa 124 - Agora Kitaplığı 2.Basım·Kitabı okudu
Sinema
Reklam