Özgür olabilmek için, kimseden izin falan almadan, öylece, basit bir şekilde özgür olacaksın. Yazgına dair kendi hipotezin olacak ve hiçbir şeye aldırış etmeden bunun gereklerini yerine getireceksin. Ancak, böylesi bir özgürlük için bitmez tükenmez bir ruhsal kaynağa sahip olmanın yanında, yüksek düzeyde kendini bilmek, kendi karşı sorumluluklarının, dolayısıyla başkalarına karşı sorumluluklarının bilincinde olmak gerektir.
Ama ne yazık ki biz özgür olmayı bilmiyoruz. Biz başkaları aleyhine olarak özgürlük istiyoruz kendimize; kimse için hiçbir fedakârlıkta bulunmak istemediğimiz gibi, böyle bir şeyi kişisel hak ve özgürlüklerimize yönelik bir saldırı sayıyoruz. Bugün hepimizi tanımlayan en belirgin özelliğimiz, inanılmaz bencilliğimizdir! Ama özgürlük burada değildir ki! Özgürlük, çevremizdekilerden, hayattan hiçbir şey istememeyi öğrenmekte... önce kendinden isteyecek ve kolayca verebileceksin. Özgürlük, sevgi adına yapılan özveridir!
Yanlış anlaşılmamak için vurgulamak isterim; yüce ahlâk anlamında bir özgürlükten söz ediyorum burada. Bugünkü Avrupa demokrasileri için belirleyici nitelikte olan temel değerleri ve kazanımları tartışma konusu yapmak ya da zan altında bırakmak gibi bir niyetim yok. Ancak bu demokrasilerde de maneviyat eksikliği, insanların yalnızlığı gibi sorunların olduğu görülüyor. Bence çağdaş insan, siyasal özgürlük gibi gerçekten çok önemli bir dava uğruna karar verirken, ezelden beri sahip olduğu bir başka özgürlüğünü, başkaları uğruna, toplumu uğruna kendini feda etme özgürlüğünü unuttu.