Aristoteles için hakiki anlamda erdemli kişi yerinde duygulara sahip kişidir, bunun sonucu olarak doğru şeyi yapar.
Kant için ise duygular, birinin doğru şeyi yapıyormuş gibi görünmek yerine gerçekten doğru şeyi yaptığını görmemizi zorlaştırarak meseleyi bulanıklaştırır.
Kant -hiçbir k:oşulda asla yalan söylenmemesi gerektiğini düşünüyordu.
Katil olabilecek birinden arkadaşınızı korumak için bile olsa. Yalan söylemek her zaman ahlaki açıdan yanlıştır. Hiçbir istisnası
yoktur. Hiçbir bahanesi yoktur. Bunun nedeni, işine geldiği durumda herkesin yalan söylemesi gerektiğini genel bir ilke yapamayacak oluşunuzdur. Söz konusu örnekte, eğer yalan söylediyseniz ve arkadaşınız da haberiniz yokken parka gitmiş ise, katile yardım etmekten suçlu olurdunuz. Arkadaşınızın ölmesi bir yerde sizin hatanız olurdu.
Kant'a göre ahlak sadece ne yaptığınızla değil, onu neden yaptığınızla da ilişkilidir. Doğru davranışta bulunanlar, o davranışı
sırf hissettiklerine dayanarak yapmazlar: Karar akla dayanmalıdır, nasıl hissederseniz hissedin size ödevinizin ne olduğunu söyleyen akla.
Rousseau, bir devlet içinde yaşayan bireyin, hem özgür olabileceğine hem de devletin yasalarına itaat edebileceğine inanır ve bu özgürlük ve itaat düşüncelerinin, karşıtlık içinde olmak yerine birleştirilebileceğini düşünür.