Neydi insanın kaygısı? Kelimelerin şuuraltındaki anlamlarıyla yoğrulmuş bir zihnin bedbaht çırpınışlarıyla, acı çekmiş bir insanın, acısını ortaya çıkarma kaygısı mı insanın kaygısı? Uzun uzun edebî cümleler kurarak, yalnızlığıyla bütünleşmemeye kendini adamış olan insanın, yalnızlığıyla olan övüncü, ikiyüzlülük değil midir? Lanetler yağdırır insan kendine. Pişmanlığıyla acı içinde kıvranırken, yaratacağı yeni pişmanlıklar için yer açar kendine. Her pişman oluş daha dibe çekiyor kendisini. Başkasına yenik düşer; duygularına, kendisinde yenik düşer... En sonunda, içinde kaybolacağı uçurumu dünyada bulunması gereken en son yerde bulur: Yalnızlık.
Ve isteyeceği kurtuluş için yardımı dışarıda arar. Kitaplarda arar, insanlarda arar. Anlamlar arar, tanımlamalar yapar, çelişkilerle dolu zihni münasebetlerde bulunur. Ama yalnızlığına öyle sıkı sıkı bağlıdır ki... İlk ayrılması gerekenin o olduğunu bilemez.
Yalnızlık; seçilmiş yalnızlık yaftasıyla damgalansa bile, sonunda kendi karanlığı içinde kaybedeceği insan sen olursun. Seçilmiş yalnızlık değil, riyakar bir yalnızlık. Istırap dolu, bencil bir yalnızlık...
Ve artık yalnız değilim ben. Aslında hiç yalnız değildim ben. Ona olan özentim beni yapay bir yalnızlığa itti. Lakin ben başkasına anlattıkça yalnızlığımı; artık yalnızlık olmaktan çıkmıştır o.
"İnsan insanın umudu" der İsmet Özel. İnsan, insanın kurdu değil; umudu...