Harun Tosuntaş

Harun Tosuntaş
Mülahazalarımı, yargılarımı, herkesin de içinde bulunduğu maddi ve manevî yalnızlığımı sizinle paylaşmak niyetiyle kurduğum bir hesap.
25 Temmuz 2007
26 okur puanı
Şubat 2024 tarihinde katıldı
Asıl acı olansa bu tartışmaların insanlık tarihi boyunca ısrarla tekrarlanmış olması. Yüzümüzde bitmiş bir çıban gibi bize illet olması. Afro - Amerikalı ile bir beyazın kavgası, İRA ile Ulsteer Volunteer Force veyahut Sünni ile bir Şii'nin mezhep kavgası vb... Ve bu kavgaların ironik amacı: kişinin kendi mutlak düşüncesini sahici kılmak. Gelecekte değişebilmesi muhtemel olan düşüncesini, hayatın merkezine koymaya çalışmak. Halbuki geçmişte yaşanan kölelik bile günümüzde nefret edilesi bir olgu değil mi? Peki nedir bu modern kölelik konusu. Değiştirilmiş gerçeklik mi? Geçmişten günümüze yaşanan bu tarz olayları okudukça, günümüz yaşantısında, canımızı sıkan konuları değiştirmeye çalışmak bana boşa kürek çekmek gibi geliyor. Acı olan ise, ben de yukarıda bahsettiğim tiplerden biriyim. Hiçbir şeyi olduğu gibi bırakamıyoruz. Varlığımızla bile kendimize ve çevremize, değişimin bir öncüsü olarak hizmet ediyoruz.

Harun Tosuntaş

@Cyril
·
Acı bir insanlık gerçeği.
Türkiye, doğusundaki aynaya bakınca şişman olduğunu, batısındaki aynaya bakınca da kemiklerinin sayıldığını düşünen, üstüne giydiği hiçbir şeyi kendine yakıştıramayan, bulimik ve depresif bir genç kızdı. Yirmi yıl boyunca boğulacakmış gibi yiyip sonra pişman oluyor, bir yirmi yıl da boğazını kanatana kadar kusup sonra yeniden yemeye başlıyordu. Genellemeler yapmanın da hastalıklı bir eğilim olduğunu biliyordum ama bir toplum, devletini kurduğu gün kendini zaten genellemiş oluyordu.
Sayfa 87·Kitabı okudu
Reklam
Yalnız değilim.
Neydi insanın kaygısı? Kelimelerin şuuraltındaki anlamlarıyla yoğrulmuş bir zihnin bedbaht çırpınışlarıyla, acı çekmiş bir insanın, acısını ortaya çıkarma kaygısı mı insanın kaygısı? Uzun uzun edebî cümleler kurarak, yalnızlığıyla bütünleşmemeye kendini adamış olan insanın, yalnızlığıyla olan övüncü, ikiyüzlülük değil midir? Lanetler yağdırır insan kendine. Pişmanlığıyla acı içinde kıvranırken, yaratacağı yeni pişmanlıklar için yer açar kendine. Her pişman oluş daha dibe çekiyor kendisini. Başkasına yenik düşer; duygularına, kendisinde yenik düşer... En sonunda, içinde kaybolacağı uçurumu dünyada bulunması gereken en son yerde bulur: Yalnızlık. Ve isteyeceği kurtuluş için yardımı dışarıda arar. Kitaplarda arar, insanlarda arar. Anlamlar arar, tanımlamalar yapar, çelişkilerle dolu zihni münasebetlerde bulunur. Ama yalnızlığına öyle sıkı sıkı bağlıdır ki... İlk ayrılması gerekenin o olduğunu bilemez. Yalnızlık; seçilmiş yalnızlık yaftasıyla damgalansa bile, sonunda kendi karanlığı içinde kaybedeceği insan sen olursun. Seçilmiş yalnızlık değil, riyakar bir yalnızlık. Istırap dolu, bencil bir yalnızlık... Ve artık yalnız değilim ben. Aslında hiç yalnız değildim ben. Ona olan özentim beni yapay bir yalnızlığa itti. Lakin ben başkasına anlattıkça yalnızlığımı; artık yalnızlık olmaktan çıkmıştır o. "İnsan insanın umudu" der İsmet Özel. İnsan, insanın kurdu değil; umudu...
Unuttum bildiğimi, doğarken Umudum, ölmeden hatırlamak.
Şarkı
Geçmişimiz.
Anılarımız bazen zihnimizde hasret dolu bir yürüyüşe çıkar. Geçmişe bıraktığımız izler gözümüzün önünde belirir. Bazen bir ses hatırlatır bize o anıyı, bazen bir fotoğraf. Dinlediğimiz bir müziğin o sevdiğimiz nakaratı kulağımızda yankılanırken geçmişe yelken açarız bazen... Bazıları iyi anılardır. Özlem duyarız o yaşanmışlıklara. Tekrar isteriz o zamanı. Bazıları da unutmak isteğimiz anılardır. İstemeyiz onları ama ayrılmazlar bizden. Belki de bizi düşündükleri için ayrılmazlar. Onlar giderse neye hasret kalabiliriz ki...
İnsan ve Duygular
"Uzadıkça kısalan ömre huzur aşısı zerk et. Her adım için on çuvallık külfet, Rabbi'm hayra lütfet."
Şarkı