Kur'an-ı Kerîm'in üzerinde üç karınca geziyorlarmış.
Sayfadaki harflerin güzelliğini ve onun ifadelendirdiği mucizeyi görünce birincisi demiş
ki;
"Bu güzellik çizgidendir."
"Hayır", demiş diğeri "Bu, kalemdendir."
Sonraki "Yok, yok! Olsa olsa eldendir."
Tekrar söz almış birincisi ve "Galiba o ele takat veren koldandır." demiş.
Böylece her bir harfin ayrı bir noktasında durup sayısız ihtimaller üzerinde
tartışmışlar:
"Kolu taşıyan bedendendir"
"Bedene anlam katan ruhtandır."
"Histen, eşyadan, mekandan, kainattan..." derken uzayıp gitmiş tartışma ve sonunda
karar vermişler:
"Evet, evet! Bu güzellik hiç şüphe yok ki Allah'tandır."
Bir kerresinde de Hz. Peygamber damadı Ali'nin dizine başını koyup uyumuş, Hz. Ali de onu uyandırmamak için namaz vaktini geçirmişti.
Hz. Peygamber uyandığı vakit durumu öğrenip dua ederek güneşi geri döndürmüştü.
"(Ey sevgili!) Güzelliğinin defterini resmeden (ilahî nakkaş), senin
yanağındaki ayva tüylerini o kadar güzel ve ter ü taze çizmiş ki, (bunca güzellik ile) yüzüne, ay ile güneş kul yazılmak için yüz bakımdan can atarlar."
Evliya Çelebi yazar:
Selimiye Camii'nde teravih namazlarında saflar arasına gül konulurmuş. Aklı ön
planda tutan Batılı bakış açısı bunu, camideki cemaat kesafetinden bozulan havanın,
yahut ayakla basılan zeminde bulunması muhtemel kötü kokunun giderilmesi gibi basit
bir sebeple (illiyet) izah edecek; ama gönlü ön planda tutan Osmanlı insanı buna, gül
kokulu Muhammed'den, onun "Bana dünyadan üç şey sevdirildi; güzel koku..." diye
başlayan hadis-i şerifine varasıya kadar pek çok güzel sebep (hüsn-i ta'lil)
bulabilecektir.