İşte hayat! Bir adam var, adam Almanya'ya geliyor, adam üşüyor. Adam açtır, adam topallıyor! Bir adam Almanya'ya geliyor! Evine geliyor, yatağında bir başkası. Bir kapı kapanıyor, adam kapının dışında.
Bir adam Almanya'ya geliyor! Bir kıza rastlıyor, ama kızın kocası var, tek ayaklı; kızın kocası iniltiyle hep aynı ismi tekrarlıyor: Beckmann. Bir kapı kapanıyor, adam kapının dışında.
Bir adam Almanya’ya geliyor! İnsanlar arıyor, ama bir binbaşı gülmekten kırılıyor. Bir kapı kapanıyor, adam yine kapının dışında.
Bir adam Almanya'ya geliyor! İş arıyor, ama Direktör korkaktır, kapı kapanıyor, adam yine kapının dışında.
Bir adam Almanya'ya geliyor! Anasını, babasını arıyor, ama ihtiyar bir kadın havagazına acıyor, kapı kapanıyor, adam yine kapının dışında.
Bir adam Almanya'ya geliyor! Derken ortaya tek
ayaklı çıkıyor, tak tuk, tak tuk geliyor, tak tuk, tak tuk. Tek ayaklı, Beckmann, diyor. Boyuna, Beckmann, diyor. Nefes alıyor: Beckmann; horulduyor: Beckmann; inliyor: Beckmann; bağırıyor, küfrediyor, dua ediyor: Beckmann. Tek ayaklı, kendi katilinin hayatında tak tuk, tak tuk yürüyor. Katil de benim. Ben mi? Ben ki katledilenim, onların katlettikleriyim, ben mi katilim? Bizi katil olmaktan kim koruyabilir ki? Biz her gün bir cinayetin önünden kayıtsız geçip gidiyoruz! Ve katil Beckmann, hem maktul hem de katil olmaya dayanamıyor artık. Dünyanın suratına haykırıyor: Ölüyorum! Sonra adam, Almanya’ya gelen adam, falanca yerde sokak ortasına seriliyor ve ölüyor.