Madam Bovary adı genç yaşta evlendiği eşi Charles Bovary’den gelmektedir. Kitapta daha çok Emma olarak geçen karakter evliliğinden çok umutlu bir şekilde hayatını Charles Bovary’le birleştirse de ömrü boyunca sevgi arayışı içindedir. Eşinin onu çok sevmesine rağmen ikili tamamen farklı düşünceler içerisindedir. Evliliği sırasında yaşadığı ilişkiler, arkadaşlıklar, aşklar onu eşinden git gide uzaklaştırmaktadır. Arayışları, tutkuları, düşünceleri, duyguları kendi benliğini alt üst ederken var olan ahlak değerlerini de darmadağın etmektedir. Hayatın gerçeklerine sıkı sıkıya bağlı olan Charles Bovary ve hayallerinin dünyasında savrulan Emma Bovary’nin ihanet, hırs ve doyumsuzluk kavramları çerçevesinde şekillenen evlilikleri Emma’nın mutsuzluğuna ve Charles’in onu anlamlandıramamasına neden olmaktadır.
Okurken Emma’ya üzülmek, ona acımak, onun umutsuzluğunu paylaşmak okuyucunun onun dünyasına girmesine büyük bir etken. Diğer bir yandan Charles’ın sevgisi ve anlayışsızlığı karşısında onun içinde üzüntü duyuluyor… Charles’in annesine bağlılığı, annesinin evliliklerine her türlü karışma hakkını kendinde bulması, oğlunu bu konuda yönlendirme çabaları, Emma’nın ihtişam ve lüks tutkusu, hep daha fazlası olsun arzusu, monoton ve orta halli hayatını sevmemesi gibi birçok şeyi beraberinde getiren bir evlilik ne kadar sağlıklı olabilirdi ki… Kaldı ki başta iyi giden her şeyi Emma bozmamış mıydı? Kim haklı kim haksız, bu durumun suçlusu kim, neden konuşmak yerine susmak ve içinde yaşamak gibi soruları beraberinde getiren kitap bir çok açıdan insani sorgulama yaptırmakta. Emma’nın tüm hayatını yanlış sevgiler uğruna mahvetmesi, saçma tutkularla tabiri caizse değmeyecek adamların peşinden düşler kurması, her şeyi bu tutkular üzerinden değerlendirmesi ne kadar doğru olabilir.