İncilay Yaman

İncilay Yaman
@DUMAN_KARASI
DEU Grafik Tasarım Yüksek Lisans
158 okur puanı
Ekim 2020 tarihinde katıldı
Aslında neydi aramızdaki şey?
10/10
·75 syf.··
2021 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2021 15:15
Kırmızının hakim olduğu konular çerçevesinde gelişen öykülerden oluşan kitapta her hikaye dostluk üzerine kuruludur. Her hikaye sanki bir sonrakine zemin hazırlıyor, bütün hikayeler sanki birbirini tamamlıyormuşçasına kitapta birleşiyor. Bence kitabın adı ve ilk öykü olan “Aramızdaki Şey” aslında kırmızı bir imgeydi.. Her öyküde bir kırmızılık yatıyor; kırmızı bir elbise, kırmızı bir şarap, kırmızı bir şal, kırmızı bir biber… Kırmızının farklı tonlarını ve farklı etkilerini okutan öykülerde tonu hayal etmek ve yaratılan tasvirlerden etkilenmek okura kalıyor. Kadın imgesiyle birleşen her öyküde karamanların dünyasına adapte ediliyorsunuz. Yalın anlatısı öykülerin içinde yaşamanıza izin verirken sizi de kahramanlardan biri yapıveriyor. Kırmızıyla sarılı bir kitap, kırmızı bir sarmal, kırmızı ilişkiler, kırmızı dostluklar hepsi bir bütün halinde gergin, yumuşak, güçlü, kırılgan, var ve yok arasında okunmayı bekliyor. Uyar’ın kitaptaki anlatılarında bir rengin üzerine kurulu farklı dünyalar ve karakterler hayatın bir döneminde bürünebileceğiniz kişilik, tanışabileceğiniz kişi, rastlayabileceğiniz olay kadar olası. Her öyküde karakterin ve olayın bir şekilde kırmızıyla allanması ve bu allanmayı yorumlaması sanırım aradaki şeyi açıklıyor. Bambaşka öyküler fakat bir bütün halindeler… Süslemeden uzak olan “Aramızdaki Şey” Uyar’ın kaleminin gevşekliği içinde yazılmış. Edebi yönü anlatı açısından yüksek fakat sanki kendi için yazdığı bir günlük havasında bir sadeliğe sahip. Genellikle ikili ilişkiler ve bu ilişkilerde ki konuşmalara dayalı öyküler bir belirsizlik ile başlayıp, sis perdesinin yavaş yavaş aralanmasıyla son buluyor.
Aramızdaki ŞeyTomris Uyar · Yapı Kredi Yayınları · 20192,308 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Luna kendi kendine idare etmeli!
10/10
·464 syf.··
2021 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2021 02:29
Robert A. Heinlein bilim kurgu alanındaki en iyi yazarlardan biridir. Ay Zalim Bir Sevgilidir’ de işlediği konuyu devrim ve siyaset temeli altında uzay, bilim, yapay zeka ile harmanlamıştır. Baştan sona bir devrim hikayesi olan kitap içerisinde mizahı kullanarak insan özgürlüğü, sömürge, kolonileşme, ötekileştirme, bağımsızlık ve otorite kavramlarını ele almıştır. Yazar 2075 yılında ayda başlayan öyküsünde Dünya’dan sürülmüş sürgüne gönderilmiş insanların yıllar içinde oluşturduğu koloni topluluğunun içinde bulundukları durumları, yönetim biçimini ve bildiğimiz hayat kavramından aykırı yaşam şeklini ele almıştır. Kitapta otorite ve yönetime aykırı düşüncede olan bir grup insanın örgütlenerek Ay’da yapacakları devrime giden zorlu yolu, devrimin sürecini ve siyasi devrim sonrası durumu okuyoruz. Yazara göre, Ay halkı her ne kadar Dünya’ya evlerine dönmek istese de uzun süre Ay’da yaşayan insanlar için Dünya’nın artık ev olamayacağı görüşü savunulmaktadır. Kitap içerisinde Ay “Luna” ismiyle, Dünya ise “Terra” ismiyle belirtilmiştir. Karakterlerimiz; yapay zeka bilgisayar “Mike”, bilgisayar teknisyeni “Manuel O’Garcia Kelly”, Profesör Bernardo de la Paz ve Dünya’dan gelen Wyoming Knot isimli kadın anarşist. Temelde bu dört karakter etrafında süren hikayede yan karakterlerde oldukça fazladır. Bu dörtlünün baş kaldırışı ve Ay halkının örgütlemeleri bütün süreci etkilemektedir. Ay’da kurulan koloninin Dünya’dan komuta edilmesi, halka karşı otoritenin baskısı, insanların refah seviyesinin düşük olması, temel şeylerin karşılanmasında yaşanan zorluklar gibi bir çok sebep onları isyana, harekete geçmeye ve devrim gerçekleştirmeye itmiştir. Devrim öncesinde Ay Dünya’ya bağımlıdır ve devrimcilere göre Ay kendi kendini idare ettirebilecek bağımsızlıkta olmalıdır. Diğer bir yandan
Bilim-Kurgu
Ay Zalim Bir SevgilidirRobert A. Heinlein · İthaki Yayınları · 2017642 okunma
7/10
·218 syf.··
2020 69. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2020 03:29
Aslında kitap George Sand’ın Alfred de Musset’le yaşadığı aşkı konu alıyor. Fakat roman içerisindeki karakterleri Laurent ile Thérèse olarak ele almış ve her iki karakterde ressam olarak tanımlanmıştır. Felsefeye dayalı olarak anlatılan kadın erkek ilişkilerini okuduğumuz kitapta kadının Laurent ve Palmer’la yaşadığı ilişkilerin çıkmazını okuyoruz. Aslında Thérèse daha önceden bir evlilik yapmış ve erkeklere, aşka, kadınlığına inancı kalmamıştır. Yaşadığı mutsuz ve sorunlu evlilikle kaybettiği çocuğunun acısı onu bir başkasıyla ilişki yaşamaktan alıkoymaktadır. Fakat Laurent’in aşk itirafı, sonsuz dostluğu, ikili uyumları onu derinden etkilemektedir. Tüm bunlar sonucu Laurenti hayatına bir sevgili gibi kabul etmesini sağlarken mutsuzluğu da beraberinde getirmiştir. Laurent her ne kadar Thérèse’yi sevse de kendi kişiliği ve iç dünyasında yaşadığı karmaşa nedeniyle ona mutluluğu yaşatamamaktadır. Ne Thérèse’yle yapabilmekte ne de Thérèse’siz yapabilmektedir. Gelgitleri olan Laurent hikayenin kadın karakterini de olumsuz yönde etkilerken onu aşk anlamında sürekli kendinden uzaklaştırmaktadır. Thérèse ona karşı sürekli anne şefkatiyle ve bir dost olarak yaklaşsa da bir şekilde onun için Laurent zaaf haline dönüşmüştür. Ne yaparsa yapsın onu affetmekte ne olursa olsun onu hayatından çıkaramamaktadır. Bir diğer yandan Laurent’in davranışları yüzünden ilişkinin bitmesi ardından, uzun süredir çok yakın arkadaşı olan Palmer’ın Thérèse’ye karşı gizli aşkını itiraf etmesi yeni bir şeyleri başlatmıştır. Thérèse Palmer’da mutluluğu yakalayabileceğine inansa da işler hiç de bu şekilde gitmez. Thérèse’nin Laurent’in hayatından çıkmasına, onu bir dost, sırdaş, eski bir yoldaş olarak görmesine rağmen Laurent her zaman bundan daha fazlasını istediği için peşini bırakmamaktadır. Laurent
Edebiyat
Thérèse ve LaurentGeorge Sand · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2010168 okunma
Her mutluluğun engeli, her acının nedeni Charles değil miydi?
9/10
·408 syf.··
2020 68. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 20 Aralık 2020 02:05
Madam Bovary adı genç yaşta evlendiği eşi Charles Bovary’den gelmektedir. Kitapta daha çok Emma olarak geçen karakter evliliğinden çok umutlu bir şekilde hayatını Charles Bovary’le birleştirse de ömrü boyunca sevgi arayışı içindedir. Eşinin onu çok sevmesine rağmen ikili tamamen farklı düşünceler içerisindedir. Evliliği sırasında yaşadığı ilişkiler, arkadaşlıklar, aşklar onu eşinden git gide uzaklaştırmaktadır. Arayışları, tutkuları, düşünceleri, duyguları kendi benliğini alt üst ederken var olan ahlak değerlerini de darmadağın etmektedir. Hayatın gerçeklerine sıkı sıkıya bağlı olan Charles Bovary ve hayallerinin dünyasında savrulan Emma Bovary’nin ihanet, hırs ve doyumsuzluk kavramları çerçevesinde şekillenen evlilikleri Emma’nın mutsuzluğuna ve Charles’in onu anlamlandıramamasına neden olmaktadır. Okurken Emma’ya üzülmek, ona acımak, onun umutsuzluğunu paylaşmak okuyucunun onun dünyasına girmesine büyük bir etken. Diğer bir yandan Charles’ın sevgisi ve anlayışsızlığı karşısında onun içinde üzüntü duyuluyor… Charles’in annesine bağlılığı, annesinin evliliklerine her türlü karışma hakkını kendinde bulması, oğlunu bu konuda yönlendirme çabaları, Emma’nın ihtişam ve lüks tutkusu, hep daha fazlası olsun arzusu, monoton ve orta halli hayatını sevmemesi gibi birçok şeyi beraberinde getiren bir evlilik ne kadar sağlıklı olabilirdi ki… Kaldı ki başta iyi giden her şeyi Emma bozmamış mıydı? Kim haklı kim haksız, bu durumun suçlusu kim, neden konuşmak yerine susmak ve içinde yaşamak gibi soruları beraberinde getiren kitap bir çok açıdan insani sorgulama yaptırmakta. Emma’nın tüm hayatını yanlış sevgiler uğruna mahvetmesi, saçma tutkularla tabiri caizse değmeyecek adamların peşinden düşler kurması, her şeyi bu tutkular üzerinden değerlendirmesi ne kadar doğru olabilir.
Edebiyat
Madam BovaryGustave Flaubert · Can Yayınları · 202440,9bin okunma
10/10
·256 syf.··
2020 67. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Aralık 2020 06:43
Sylvia Plath’ın intiharından bir ay önce yayımlanan Sırça Fanus, bir nevi intihara giden sürecinin bunalımını okuruna sunuyor. Yazar yarattığı karakterin hikayesini geçmiş, şimdi, gelecek kriterleri altında bir zamanlamayla okutuyor. Olay örgüsünde bir kadının normal giden hayatının bir birikim sonucu üst oluşu, sürüklenme ardından intihar girişimleri ve arınma süreci iyileşme çabasını okumaktayız. İntihar gibi ağır bir konuyu temel alan kitapta yazar konuyu o kadar sıradanlaştırarak anlatmış ki bu yola giren insanların basitliğiyle düşünmenizi sağlıyor. Daha başladığı ilk sayfadan okura kendini sorgulatmaya başlıyor. Toplumsal normlar, ilişkiler, ahlak ve etik üzerine düşündüren “Sırça Fanus” konunun ağırlığı yanı sıra bir o kadarda sürükleyici bir roman. Elime ilk aldığımda negatif bir enerjiyle başlamış olsam bile asla sıkılmadan ve bunalım duygusuna kapılmadan okudum. Çünkü Sylvia Plath’ın yazdıkları her şeyi alelade bir normallik içinde anlatıyor. Bir yandan bu kadar normal bir bakış açısını yadırgarken diğer yanda da sonucun nereye bağlandığını merak ettiriyor. Her ne kadar kitapta yarattığı karakterle Plath’ın sonu aynı bitmese de hikayedeki asıl kızımız Esther Greenwood’a üzücü şeyler yaşamak zorunda kalıyor. Esther oldukça çalışkan ve başarılı bir üniversite öğrencisidir. New York’ta bir moda dergisinde çalışan Esther’in hayatı maalesef ki umduğu kadar iyi gitmemektedir. Kadın erkek ilişkilerinde aradığı sevgiyi bulamaması, düzensiz arkadaşlıklar kurması, iş hayatında gördüğü hırs ve rekabet ortamı, bir yandan iş hayatının yoğun acımazsız süreci onu depresyona sürüklemektedir. Tüm yaşadığı olumsuzluklar onu kendi içinde kişilik karmaşasına sokmakta ve kimliğini kaybetmiş halde yeni arayışlar içine girmesine zorlamaktadır. Kapana kısıldığı dünyasını “Sırça
Edebiyat
Sırça FanusSylvia Plath · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201917,2bin okunma