güneş yongası siz hüma hatun da diyebilirsiniz

güneş yongası siz hüma hatun da diyebilirsiniz
@Daglaraveaslanlara
Belki boyutsuz manada aynı kişiyizdir. Belki de birbirimizin içerisinden akıp gidiyoruzdur. Boyutsuzca ve ihtişamla birbirimizin içinden akıyoruzdur.
740 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
'Bu güzeller gönüldeki güzeli gizleyen perdedeki resimlerdir; perdeyi kaldır, gir içeriye de sevgilinle baş başa kal. Kendi güzelinle kal, güzelleş, güzel şeyler düşün; iki âlemden de vazgeç, kendi ülkende ol'...
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Kim «Hamd ederim Allah’a ki, her şey O’nun azameti önünde boyun eğmiştir. Hamdederim Allah’a ki her şey O’nun izzeti karşısında zelîldir. Hamd ederim Allah’a ki her şey O’nun mülkü saltanatına boyun eğmiştir. Hamd ederim Allah’a ki, her şey O’nun kudretine teslîm olmuştur» derse ve bunu ancak Allah’ın indindekini taleb ederek söylerse, Allah ona bin hasene yazar, derecesini bin kat yüceltir, kıyamet gününe kadar ona istiğfar etmeleri için yetmiş bin melek vazifelendirir.” (Ali el-Müttakî, II, 226/3879)
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gam ve sıkıntı basınca şöyle derdi: “Kullara karşı Allah bana yeter, mahlûklara karşı Hâlik bana yeter, rızk yiyenlere karşı rızık veren bana yeter. Bana O yeter ki O bana kâfî gelir. Bana Allah yeter, O ne güzel bir vekildir. Bana Allah yeter, O’ndan başka ilâh yoktur. O’na tevekkül ettim. O yüce Arşın sâhibidir.” (Suyûtî, elgCâmiu’sSağîr, no: 6580)
Bir kez, ama sadece bir kez, diye anlatmıştı Irene, on yedi ya da on sekiz yaşındayken, çırıl- çıplak soyunup aynanın önüne geçmişti ve ikinci bir aynayla her yanını uzun uzun incelemişti. Ondan sonra çıplaklığına bir daha tahammül edememişti. Asla duş almıyordu, mum gibi solgun teninin altında, tıpkı bir röntgen filmi gibi ölümü yansıtan çarpık uzuvlarını görmemek için bir köpük yığınının altında küvette yıkanıyordu. Çıplak vücudunu görmek- ten deli gibi korkuyordu, kimse, kendisi bile görmezse bedeni ortadan kalkabilirmiş gibi akşamları ve sabahları hızla soyunup giyiniyordu.
Şehir çocuğuydum ben, doğayla ilişkimin doğadan fayda­lanmakla sınırlı olduğunun farkında bile değildim. Hiç dü­şünmemiştim bunun üzerinde. Basekow'da ekinleri muazzam dalgalarla kırbaçlayan fırtınaları, boranları seyrederken bile, öncelikle derin bir haz alıyordum; çünkü bu güç insan gücü değildi; çünkü hiçbir yasaya, hiçbir hükümete boyun eğmiyor­du; çünkü çok daha yüce, hayatımızın gülünçlüğünün dışın­da kalabilmiş bir bağlamın teminatıydı. Bu akıl ermez, uçsuz bucaksız dünyanın bir mahluku olduğum düşüncesi, insan­ların aptal iktidarının aynı şekilde aptal yasalarına tabi oldu­ğum gerçeği karşısında tartışılmaz haklarla donatıyordu beni.