Han Kang’tan okuduğum ikinci kitap Yunanca Dersleri.
Başlangıcı Vejetaryen ile yapmıştım. Yazarı seviyor muyum, sevmiyor muyum hâlâ emin değilim ama sanırım okumaktan da vazgeçmeyeceğim.
Daha önce yazım diline aşina olduğum için Yunanca Dersleri’ni okumak, Vejetaryen’e kıyasla daha kolay oldu. Han Kang dil olarak sade bir anlatım kullanıyor; fakat anlam katmanları oldukça yoğun. Örtülü anlamları ve metaforları seven bir yazar. Okurken zorlanmıyorsun ama anlamak zaman alıyor. “Burada ne demek istedi?” diye düşünürken 160 sayfalık kitap günlerce elimde kaldı.
Kitap iki karakter üzerine kurulu.
Biri sesini yitirmiş bir kadın, diğeri ise zamanla görme yetisini kaybeden bir adam. Yazar okura önce fiziksel bir gerçeklik sunuyor: Karakterler gerçekten konuşamıyor ve göremiyor.
Ama mesele bu kadar basit değil elbette.
Dediğim gibi, Han Kang örtülü anlamı seven bir yazar; okuruna tek katmanlı bir anlam sunmuyor. Kadın karakter travma sonrası sesini kaybetmiş olsa da, aslında hayatı boyunca kimse tarafından gerçekten anlaşılmamış biri. Hatta bir noktada sessizliği bilinçli olarak seçmiş bir kadın. Erkek karakter ise yaptıklarıyla görülmemiş, varlığı fark edilmemiş bir Yunanca öğretmeni. Bu “görülmeme” hissi zamanla onun için hem duygusal hem bedensel bir kayba dönüşüyor.
İki karakterin de eksikleri var ve onları bir araya getiren şey Yunanca Dersleri oluyor.
Belki de anlatılmak istenen şu: Hepimiz eksik taraflarımızla yaşıyoruz; ta ki bizi anlayacak birini bulana kadar. O eksik, bulunana kadar taşınmaya devam ediyor.
Eğer örtülü anlamları, sessiz sorgulamaları seviyorsanız, bu kitaba bir şans verin derim