Caner

Caner
@Darkness76
Keşan
Iğdır, 8 Ağustos 1997
9 okur puanı
Ağustos 2025 tarihinde katıldı
Martin, tartışmayı burada bitirdiğinin işaretini vererek, Ruth'a döndü. Sesinin tonunu düşürerek: - Bugün yorgunluktan bitmiş durumdayım, dedi; tek istediğim sevmek. Konuşmak değil. Bay Morse: - Ben ikna olmadım. Sosyalistler hep kandırmacalara başvurur. Onlan ayırt etmenin yolu budur, dedi. Ama Martin duymazdan geldi. - Yine de seni iyi bir Cumhuriyetçiye çevireceğiz, dedi Yargıç Blount. Martin şaka yollu: - O zamana kadar at sırtındaki despot gelir, diye yanıt verdi ve Ruth'a döndü. Ama Bay Morse tatmin olmamıştı. Fikirlerine saygı duymadığı ve tabiatını anlayamadığı müstakbel damadının tembelliği ve makul, meşru bir işe girmemekte ayak diremesi hoşuna gitmiyordu. Bu yüzden lafı Herbert Spencer'a getirdi. Yargıç Blount hemen ona katıldı ve filozofun adını duyar duymaz onlara kulak kabartan Martin, Spencer aleyhinde ağır ve kendini beğenmişçe bir karalamaya girişen Yargıç'ı dinledi. Bay Morse arada bir, "işte oğlum, görüyorsun ya" dercesine Martin'e bakıyordu. Dişlerinin arasından, "Geveze kargalar" diye mırıldanan Martin, Ruth ve Arthur'la konuşmaya devam etti. Lakin uzun süren günün ve "hakiki pislik"te geçirdiği gecenin etkisi altındaydı; üstelik, tramvayda okuduğu satırlardan duyduğu öfke de henüz tazeydi.
Sayfa 331·Kitabı okudu
Reklam
- Yani gelmeyeceksin? Martin elbiselerine baktı. - Gelemem. Ruth'un mavi gözlerine hayal kınklığı ve kızgınlıktan yaşlar yürüdü, ama bir şey söylemedi. Martin neşeli bir sesle: - Gelecek Şükran Yortusu'nda Delmonico'da yemek yiyeceğiz, dedi, ya da Londra'da, Paris'te, istediğin herhangi bir yerde. Biliyorum bunu. Ruth onun sözünü kesti: - Geçen gün gazetede okudum. Demiryolu Postası için birkaç tayin yapılmış. Sen sınavda birinci olmamış mıydın? Martin kendisine çağn geldiğini ama geri çevirdiğini kabul etmek zorunda kaldı. - Kendimden eminim ... Çok eminim, dedi, bir yıl sonra, Demiryolu Postası'ndaki bir düzine adamdan daha fazla para kazanıyor olacağım. Bekle de gör. Sözleri bittiğinde: - Ah, dedi Ruth. Ayağa kalkıp eldivenlerini giydi. - Gitmek zorundayım Martin. Arthur bekliyor. Martin onu kollanna alıp öptü ama sevgilisi karşılık vermedi. Bedeni gevşekti, Martin'i kucaklamadı ve öpüşünde her zamanki istek yoktu. Dış kapıdan döndüğünde, Ruth'un ona kızdığı kanısına vardı. Ama niçin? Maria'nın ineklerini bannağa götürmeleri kötü olmuştu. Bir talihsizlikti bu. Kimsenin suçu değildi. Başka türlü davranması da mümkün değildi. Sonraki düşüncesi, evet, Demiryolu Postası'na başvurmadığı için biraz suçlu olduğuydu. "Wiki-Wiki"yi de beğenmemişti Ruth.
Sayfa 306·Kitabı okudu
Ruth hızlı düşünürdü ve sevgilisine katılmadığında, onun iddialarında kendisini haklı çıkaran bir çelişki buldu. - Ama Martin, bu durumda, tüm kapılar senin söylediğin kadar kapalı ise, onca büyük yazar nasıl ortaya çıktı? Martin: - imkansızı başardılar, dedi, öyle parlak, öyle muhteşem eserler verdiler ki, onlara karşı duranlar yanıp küle döndü. Bir mucize gerçekleştirerek, bine karşı bir veren bir bahsi kazanarak ortaya çıktılar. Ortaya çıktılar, çünkü onlar Carlyle'ın bahsettiği dövüşken canavarlardı. Benim yapmam gereken de bu; imkansızı başarmak zorundayım. - Ya başaramazsan? Beni de düşünmek zorundasın, Martin. - Başaramazsam? Bir an, Ruth'un dile getirdiği düşünce imkan dışıymış gibi baktı ona Martin. Sonra gözleri zekice parlayarak: - Başaramazsam editör olurum, sen de bir editörün kansı olursun, dedi. Ruth bu şaka karşısında kaşlarını çattı; kaşları böyle çatıkken öyle sevimli ve çekici görünüyordu ki, Martin koluyla sararak öptü onu. Ruth, Martin'in kuvvetli kollarının cazibesinden kurtulmaya çalışarak: - Pekala, artık yeter, dedi, babam ve annemle konuştum.
Sayfa 273·Kitabı okudu
- Bu koku ne? diye sordu Ruth. - Maria'nın çamaşırlarından geliyor olmalı. Ben bu koku- ya bayağı alıştım. - Hayır, hayır; o değil. Başka bir şey. Bozuk bir şey gibi, mide bulandıncı bir koku. Martin, yanıt vermeden önce havayı kokladı. - Başka bir koku almıyorum, sigara kokusu dışında. - Evet, o. Dehşet verici. Niye bu kadar çok sigara içiyor- sun Martin? - Bilmiyorum. Tek bildiğim, yalnız olduğumda daha çok sigara içtiğim. Öyle eski bir alışkanlık ki bu. Daha çocukken alıştım sigaraya. - Hiç de hoş bir alışkanlık değil, biliyorsun. Yeri göğü koku almış, dedi Ruth.
Sayfa 230·Kitabı okudu
- Ne kadar gü.zel konuşuyorsunuz, dedi Ruth şaşırmışçasına. Martin onun kendisini incelediğini fark etti. Bir anda kafası karıştı ve utandı, boynundan alnına kadar kıpkırmızı oldu. Kekeleyerek: - Konuşmayı öğrenmeye başladığımı umuyorum, dedi, söylemek istediğim o kadar çok şey var ki. Ama çok zor iş bu. lçimdekileri nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Bazen öyle geliyor ki, adeta bütün dünya, bütün yaşam, her şey içime dolmuş, benden konuşmamı istiyor. Nasıl desem; büyük şeyler hissediyorum ama, iş konuşmaya geldiğinde küçük bir çocuk gibi dilim dolanıyor. Duygu ve izlenimleri yazıya ya da söze dönüştürmek, okuyan ya da dinleyende aynı duygu ve izlenimleri uyandırabilmek çok zor. Tanrısal bir iş bu. Bakın, yüzümü otlara gömüyorum, burnuma çektiğim nefes, içimde bin çeşit duygu ve düşünce uyanmasına sebep oluyor. Bütün evreni solumuş gibi oluyorum. Şarkıları ve kahkahayı, başarıyı ve acıyı, kavgayı ve ölümü tanıyorum; otun kokusuyla beynimde beliren hayalleri size ve bütün dünyaya anlatmak istiyorum. Ama nasıl? Dilim bağlanmış durumda. Daha şimdi size, ot kokusunun üzerimde yarattığı etkiyi anlatmaya çalıştım. Ama başaramadım. Açıklamalarım beceriksizce kaldı. Kelimelerim anlamsız geliyor bana. Oysa anlatma arzusuyla dopdoluyum. Ah! .
Sayfa 127·Kitabı okudu